KİŞİSEL MALLARIN GELİRLERİNİN EDİNİLMİŞ MAL OLMASINA İLİŞKİN YEREL MAHKEMECE YAPILAN İPTAL İSTEMİNİN REDDİ KARARINDAKİ KARŞI OY GEREKÇELERİ (VE KUL HAKKI KELİMESİ) ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA
H.Erdal DEMİR

KİŞİSEL MALLARIN GELİRLERİNİN EDİNİLMİŞ MAL OLMASINA İLİŞKİN YEREL MAHKEMECE YAPILAN İPTAL İSTEMİNİN REDDİ KARARINDAKİ KARŞI OY GEREKÇELERİ (VE KUL HAKKI KELİMESİ) ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA


       Kayseri 5. Aile Mahkemesi tarafından somut norm denetimi yolu ile; 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 219. maddesinin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinin, Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istenilmiştir.
      Bu başvuru ise Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bu ret kararı hususunda ve ret kararına katılmayan üyelerin karşı oy gerekçeleri üzerinde durulacaktır. Kamuoyunda bir üyenin özellikle karşı oy gerekçesinde  “kul hakkı” şeklindeki belirtiminin çokça tartışılmasının yerinde olmadığı kanaatindeyim. Ülkemizde katı tarafgirlik ya da sloganlar peşinde sürüklenmek ve işin özü üzerinde durmamak bir handikap olarak karşımıza çıkmaktadır. Renklerden, kelime seçimlerinde hemen peşin hükme kapılmak ve damgalamak buradan yola çıkarak kategorize etmek, düşman saflara itmek, karalamak bir kültür olmaktadır. Bir dönem saç ve sakal ile kategorize edilme, bir dönem seçilen kelimelerle kategorize edilme, siyah ve beyaz yanında grilerin de varlığını düşünmeme kültürü, sanki takım tutma fanatikliği gibi bir durum da olabilmektedir. Kişinin kullandığı tek bir kelime maddi hata olabilir, ya da maksadını aşan bir durum da olabilir, olmayabilir de... Veya düşünce açıklaması olabilir. Bu kelime vebalı bir kelime değildir. Bu kelime hakaret, küfür içermediği gibi, terörü teşvik eden bir yanı da yoktur. Kişisel olarak, karşı oy gerekçesine hiç katılmasam da kamuoyunda konunun sadece “kul hakkı” kelimeleri ile gündeme gelmesini cidden yadırgıyorum. Bu türden yaklaşımların da siyasi veya farklı istismarlara yol açabileceğinin, kullanılabileceğinin, düşünce özgürlüğünün sınırlanmasına alt yapı oluşturabileceğinin bilinmesini de ifade etmek istiyorum.
       Esasa geldiğimizde;
      Önce çok kısa kimi kavramları ortaya koyduktan sonra değerlendirme yapmak istiyorum: Evlilikte, 1 Ocak 2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi uygulanırken, bu tarihten sonra ise, mal rejimi değişmiş ve edinilmiş mallara katılma rejimi getirilmiştir. 4721 sayılı Kanunun 220. maddesinde kişisel mallar; eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, manevî tazminat alacakları ve kişisel mallar yerine geçen değerler olarak gösterilmiştir.
 
Yine yasa, evlilik birliği devam ederken mal rejimi sözleşmesiyle farklı bir mal rejimi kabul etmek suretiyle değiştirilebilmelerini ve edinilmiş mal rejimine devam ederken Kanunun 221. maddesinde açık bir şekilde ifade edildiği gibi kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dâhil olmayacağını kararlaştırabilmelerini de mümkün kılmıştır.
               
Edinilmiş mallar ise: Kişinin çalışmasının karşılığı olan edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri de edinilmiş malların yerine geçen değerlerdir.

İptali istenen başvuru ise kişisel malların gelirlerinin de edinilmiş mal olmasının iptali içindir. Aslında Anayasa Mahkemesi gerekçesinde mülkiyet hakkına müdahale olduğuna, lakin bunun hakkın özüne dokunmadığına  değinerek karar kurmuştur. Şöyle:”kuralın, kişisel malların evlilik birliği içinde elde edilen gelirleri üzerinde diğer eşe yarı oranında hak tanımak suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunduğu anlaşılmaktadır. Kuralla, kişisel malların gelirlerinin eşler arasında paylaştırılması öngörülmek suretiyle bu hakka müdahalede bulunulmuş ise de malikin kişisel mallarının gelirleri üzerindeki mülkiyet hakkının tamamı hukuken ortadan kaldırılmadığından hakkın özüne dokunan bir müdahale bulunmamaktadır. Bu nedenle değerlendirilmesi gereken bu müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, söz konusu kısıtlamanın demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığıdır.” denilerek kuralla mülkiyet hakkına müdahale edildiği kabul edildikten sonra, bu müdahalede kamu yararı bulunduğu ve ölçüsüz olmadığı görüşü savunulmuştur. Aslında buna da katılmak mümkün değildir.
Çünkü, bir mülkiyet hakkına müdahale yoktur. Kişisel malın geliri vardır. Bu da edinilmiş mal sayılmaktadır. Bu doğrudur. Ancak, bedenen çalışan eşlerden biri de bedenen çalışmasını kişisel mal saymamaktadır. Kimi girişimciler ve girişime para ve finansman koyanlara rastlanır. Örneğin, girişimci bir bilgisayar programcısıdır. Emeğini ve bilgisini ortaya koyarken bir başkası da sermaye koyar, binalar tahsis eder, sonunda kar paylaşılır. Bir evlilik müessesesi hiçbir zaman şirket gibi değerlendirilmese de, bu konu böylesine bir tartışmaya açıldığı için örnek verilmiştir. Yine şöyle düşünelim, evlenildikten bir gün sora, bir hafta sonra veya üç hafta sonra boşanıldı, ne olacaktır? Büyük ölçüde edinilmiş mal olmadığından kişisel malları kişiler alacaklardır. Ya da hiç boşanmadılar ve öldüler. Ne olacaktır? Mallar miras hukukuna göre dağıtılacaktır. Edinilmiş mal ve kişisel mallar mirasta birlikte değerlendirilmiş olacaktır. Kaldı ki, kişisel malın gelirinin edilmiş mal olacağı emredici bir hüküm olmamakla ve her zamanda Kanunun 221. maddesinde açık bir şekilde ifade edildiği gibi kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dâhil olmayacağı kararlaştırılabilmektedir. Bu evlilikten önce, ya da evlilik esnasında da olabilmektedir. Böylesine emredici olmayan ve seçme ve sözleşme özgürlüğü sunan bir konuda kişinin malına yasa ile müdahale edildiği düşüncesinin yerinde olmadığı kanaatindeyim.Boşanmada ise kişisel malının geliri ile çok ciddi emek ortaya koyanın geliri edinilmiş mal sayılmaktadır. Bu durum, her vakıada farklı olacağından, kimisinde emek gelirleri, kimisinde ise mal olarak ortada olan kişisel malın geliri yüksek olabilmektedir. Ancak, boşanırken kişisel mal aynı zaten ilgilisinde kalmaktadır.
Karşı oy yazısında emekli ikramiyesinin de kişisel mal gibi düşünülmesi de doğru olmamıştır. Bunun dövize çevrilmesi ile de bu paranın değer artışının katılma alacağı olmayacağı vurgusu da örnek olamaz. Emekli ikramiyesi zaten edinilmiş maldır. Karşı oy yazısında bu durum da hatalı olmaktadır. Bir kere, manevi tazminat alacağı kişisel maldır,  ancak çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler edinilmiş maldır.
Bu bakımdan, çok ayrıntıya girmeden kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mal olması düzenlemesi hukuk devleti anlayışına uygundur. Dikkat edilirse, kamuoyunda çokça tartışılan ve eleştiriye konu “kul hakkı” konusunda, karşı oy yazısında dini veya sosyolojik bir gerekçe veya dayanakta yoktur. Karşı oy gerekçelerine katılmak da tarafımızca mümkün değildir. Sadece kul hakkı kelimeleri yönünden eleştiri getirilmesi de çok dar, sığ ve -tabiri yerinde ise- istismara açık yaklaşımlardır. Düşünce özgürlüğünü sindirememek, tahammülsüzlük anlamına da gelebilmektedir. Özgürlükleri genişletmek, basın ve ifade özgürlüğünü genişletmek, demokrasiyi, denge ve denetlemeyi sağlamak gerekirken kelimelere takılmak ülkeyi ileri götürmemektedir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
FETÖ Megastar Tarkan’ı Dinledi İddiası
FETÖ Megastar Tarkan’ı Dinledi İddiası
Ali Koç İstifa Etti
Ali Koç İstifa Etti