BELEDİYE MALLARININ HACZİ, İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN HACİZ KONUSUNDA TAKDİR YETKİSİ VAR MIDIR?
H.Erdal DEMİR

BELEDİYE MALLARININ HACZİ, İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN HACİZ KONUSUNDA TAKDİR YETKİSİ VAR MIDIR?

 
                            BELEDİYE MALLARININ HACZİ, İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN HACİZ KONUSUNDA TAKDİR YETKİSİ VAR MIDIR?
                            Bu yazımızda somut bir olay üzerinde hareket ile belediye mallarının haczedilip edilemeyeceği hususu ile, icra müdürlüğüne haciz uygulaması konusunda bir takdir yetkisi verilmiş midir, icra müdürlüğü ilke olarak haciz talebini yerine getirmek zorunda mıdır, bu konular üzerinde duracağız.  Kesinleşmiş bir alacak konusunda, iki farklı dosyadan talebimiz oldu. Birisi haciz ihbarnamesi gönderilmesi talebimizdi. Yani dosyamız borçlusunun alacaklı olduğu icra dosyası borçlusunun, alacaklı olduğu üçüncü kişiye İ.İ.K.’89. Maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilmesi istemimizdi.  Bu talebimiz İcra Müdürlüğü tarafından reddedildi. İkinci talebimiz ise, farklı bir icra dosyasından yapılan bir talepti. Bu kez borçlu belediyenin alacaklı olduğu dosyalara haciz konulması istenilmişti. Bu talep de reddedildi. Ama enteresan olan talebin reddinin gerekçesiydi. Ret kararı aynen şöyleydi: “Adalet Bakanlığı'nın genelgesi gereğince, Borçlu, Büyükşehir Belediye Başkanlığı yeterli mal beyanında bulunduğundan talebin reddine karar verildi”
        Burada en vahim durum aslında ret kararının gerekçesiydi.
        Şimdi burada iki hususa bakacağız. Birincisi icra müdürlüğünün haciz uygulaması konusunda bir takdir yetkisi var mıdır, ya da, icra müdürlüğü ilke olarak haciz talebini yerine getirmek zorunda mıdır? 
                           İİK'nun 79/1 maddesine göre icra dairesinin haciz talebinden sonra haczi yapması gerekir. Çünkü İcra Müdürlüğüne haczi uygulaması konusunda takdir yetkisi verilmemiştir. İcra Müdürlüğü Mahkeme değildir. Haczi tatbik eder ve ancak borçlu taraf işlemi uygun bulmaz ise itiraz eder, şikayet davası açabilir.  İİK'nun 85/1 maddesine göre ise; borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır malları ile taşınmaz mallarından , alacak ve haklarından ana faiz ve masraflar da dahil olmak üzere bütün alacaklara yetecek miktarda haczolunur.
        Yukarıda ilk reddolunan talebimiz üzerine açtığımız dava, Ankara 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/804 E. 2016/852 K. sayılı davası ile görülmüş ve icra müdürlüğü işlemi kaldırılarak talebimiz gibi işlem yapılmasına karar verilmiştir (Ek.1). Mahkeme gerekçeli kararında aynen şu cümleler yer almıştır "....yukarıda belirtilen yasa maddelerinden (iik79/1 , iik 85/1 ) de anlaşılacağı üzere; icra müdürlüğüne haciz uygulaması için bir takdir yetkisi verilmemiştir. İcra müdürlüğü ilke olarak haciz talebini yerine getirmek zorundadır. haczedilecek malın haczinin mümkün olmadığına yönelik olarak ancak borçlunun şikayeti üzerine icra mahkemesince yöntemine uygun bir şekilde inceleme yapılarak karar verilebileceği anlaşılmakla şikayetin kabulüne ve Ankara 30 icra müdürlüğünün 2014/4716 dosyasında 23/08/2016 tarihli kararının kaldırılmasına karar vermiştir”.
                  Bu karar için borçlu belediye Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvurarak karara itiraz etmiştir. Ancak borçlu belediyenin talebi reddedilerek yerel Mahkeme kararı kesinleşmiştir. Bu kararı taraf isimlerini kapatarak yazımız altına alacağız.
         İkinci reddedilen talep konusunda ise ret kararının gerekçesi tarafımızca son derece vahim bulunmuştur.
         İcra müdürlüğü söz konusu kararı ile kendisini önce borçlu taraf yerine koyup adeta şikayet yolunu onun adına icra etmiş, ardından da bu defa şikayeti inceleyecek merci olan mahkeme yerine geçerek karar tesis etmiştir. Bu son derece haksız, mesnetsizdir ve hukuka aykırı bir uygulamadır. Kaldı ki, T.C.Anayasası'na da aykırıdır.
                        Öncelikle İcra Müdürlüğünün kendisini Mahkeme yerine koyarak işlem tesis ettiği yukarıdaki mevzuat hükümleri ve emsal karar neticesinde kesindir.
                İkincisi karar ile neredeyse, demokratik hukuk devleti kavramı yok sayılmış, T.C. Anayasası da ihlal edilmiştir. Adalet bakanlığının genelgesine dayanarak haczin yapılmadığı yazılmıştır. Ama bire bir aynı konuda verilen başka bir ret kararı ise yukarıda da ifade edildiği gibi Mahkemece kaldırılmış ve işlem tesisine karar verilmiş, davalı belediyenin istinaf başvurusu da reddedilmiştir.   
                      İcra dairesi ret kararı, Hukuk Devletinin ve Mahkemelerin Bağımsızlığının olmadığı 3. dünya ülkelerinde düşünülebilir. Fakat Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bu konuda gayet açıktır. T.C. Anayasası 138. Maddesi şöyledir. “Madde 138 – Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz...”  Dikkat edilirse birebir kelime olarak genelge gönderemez denilmiştir. Ancak idari işler için işlem yapılabilir. Taraf çekişmelerine genelgelerle müdahil olunursa hukuk önemli ölçüde zarar görür.
                    Kaldı ki, belediyenin bildireceği mallar dışındaki varlıkların haczedilemeyeceğine ilişkin yasal düzenleme de Anayasa Mahkemesi’nin;  Esas: 2014/194, Karar: 2015/55, Tarih: 17.06.2015 tarihli kararı ile iptal edilmiştir (Ek.2).
           Anayasa Mahkemesi Kararı Şöyledir "...6552 Sayılı Kanun’un 123. Maddesiyle Eklenen Geçici 8. Maddesinin incelenmesi...Başvuru kararında, belediyenin hangi mallarının haczedilmesine müsaade ettiğinin borçludan sorulmasını ve sadece bildirdiği mallara haciz uygulanmasını belirten 15. maddenin son fıkrası hükmünün eski hacizlere de uygulanmasını öngören kuralın bir önceki başlıkta belirtilen gerekçelerle Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İtiraz konusu kuralda, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrası hükümlerinin, devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanacağı, bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tüm hacizlerin, söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesi düzenlenmiştir. Hukuk devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden biri hukuk güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. “Kanunların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. Ancak, kanun koyucunun kişilerin lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğunda kuşku yoktur. İtiraz konusu kural, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasının, devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanmasını öngörmekte ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tüm hacizlerin de söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla, itiraz konusu düzenleme Kanun’un 15. maddesinin son fıkra hükmünün devam eden her türlü icra takibi hakkında da uygulanmasını ve maddenin yürürlük tarihi olan 11.9.2014 tarihinden önce belediyeler aleyhine yapılmış icra takipleri gereğince konulan hacizlerin kaldırılmasına yol açmakta ve kesinleşmiş haciz kararına karşın alacaklıların haklarına kavuşmalarını engellemektedir. Kamu hizmetlerinin kesintisiz olarak sürdürülebilmesi için çeşitli önlemlerin alınması doğal kabul edilmekle birlikte, bu konuda kişilerin hakları ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk devletinin bir gereğidir. İtiraz konusu kuralın, belediyelerin hizmet görme kapasitelerinin kısıtlanmasına yol açmasını engellemek için çıkarıldığı anlaşılmakta ise de, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrası hükmünün devam eden her türlü icra takiplerinde uygulanması ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce belediye aleyhine yapılmış olan icra takipleri gereğince konulan hacizlerin kaldırılması, kişilerin alacaklarının tahsilini geciktireceği ya da alamamalarına neden olabileceğinden hukuka olan güven duygusunu zedelemekte ve hukuk güvenliği ile bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, hak arama yollarına başvuran bireylerin bu yolla elde etmek istedikleri alacaklarını almalarının yasama tasarruflarıyla etkisizleştirilmesi, subjektif hakların ihlal edilmesine yol açmakta ve Devlete olan güven duygusunu zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.”
        Anayasa Mahkemesi kararı tam hukuk devleti niteliğine uygun bir karardır. Yine aşağıda İcra Hukuk Mahkemesi Kararı altına eklenmektedir.
        Sonuç olarak, borçlu belediyeler yüzlerce haciz konulmuş taşınmazları haczedilsin diye bildirerek sadece alacağın imkansızlaştırmasını sağlama gayretinde olmakta iken, Anayasa Mahkemesi bunun önüne geçmiştir. İkincisi de İcra Müdürlüklerinin olmayan yetkilerini kullanmaları da Mahkemece ortadan kaldırılmıştır. İcra Müdürlüğüne haciz uygulama noktasında bir takdir yetkisi verilmemiştir. İcra müdürlüğü ilke olarak haciz talebini yerine getirmek zorundadır.
 
         
        
(Ek.1)        
        TÜRK MİLLETİ ADINA
 
                    T.C.
                ANKARA
       12. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
 
                                               GEREKÇELİ KARAR
 
ESAS NO              : 2016/804
KARAR NO          : 2016/852
30.İcra Müdürlüğü No   : 2014/4716
 
HAKİM : ADEM ÖZDEMİR  39712
KATİP    : SERAP AYDOĞAN  133257
 
DAVACI               : ….
VEKİLİ   :  
DAVALI    :     
VEKİLİ      :
DAVA    : Şikayet 
DAVA TARİHİ     : 26/08/2016
KARAR TARİHİ   : 22/12/2016
KARAR YAZIM TARİHİ    : 23/12/2016
 
Mahkememizde görülmekte bulunan Şikayet  davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
 
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
 
                Davacı vekili dilekçesinde; icra müdürlüğünce dosya borçulsunun alacaklı olduğu  kişiye gönderilmesini istedikleri  89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesi taleplerinin reddedildiğini, icra müdürlüğünün kural olarak haciz taleplerini yerine  getirmek zorunda olduğunu, o malın haczinin caiz olup olmadığının ancak borçlunun şikayeti üzerine icra mahkemesinde incelenebileceğini,  icra müdürlüğünün kendisini mahkeme yerine koyarak borçlunun üçüncü kişiden nakit alacağı hususunda yaptıkları  İİK'nun 89/1 haciz ihbarnamesi taleplerinin  aciz ihbarnamesi gönderilecek  3. Kişi nin alacağının acele kamulaştırma bedeli olduğundan 2942  sayılı Kamulaştırma Kanuna  ve 5999 sayılı yasa ile eklenen gecici 6. Maddenin son fıkrasında Kamulaştırma ve kamulaştırmasız el  atmadan kaynaklanan alacakların tahsilinde idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyceğinden bahisle reddine karar verdiğini ileri sürerek; icra müdürlüğünün 23/08/2016 tarihli kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
                Davalı vekili yanıt dilekçesinde; belediyenin  proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirlerin,  şartlı bağışların ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malların belediye  tarafından  tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirlerinin haczedilemeyeceğini,  icra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda  haczedilebilecek mal gösterilmesi istenileceğini ve on gün içerisinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda   haciz işleminin alacak miktarını aşmayacak şekilde yapılacağını, müdürlük kararının hukuka uyarlı bulunduğunu savunarak; davanın redddine karar verilmesini dilemiştir.
                İcra dosyasının incelenmesinde, borçlu hakkında ilamsız icra takibi yapıldığı, haciz ihbarnamesi gönderilmesi talep edildiği, 23/08/2016 tarihde icra müdürlüğünce talebin reddine dair karar verildiği anlaşılmıştır.
Dava, icra müdürlüğünün 23/08/2016 tarihli kararının kaldırılması talebine yöneliktir.
İİK'nun  79/1 maddesine göre  icra dairesinin haciz talebinden itibaren en geç 3 gün içinde haczi yapması gerekir. İİK'nun 85/1 maddesine göre ise; borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır malları ile taşınmaz mallarından, alacak ve haklarından ana faiz ve masraflar da dahil olmak üzere bütün alacaklara yetecek miktarda haczolunur hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda belirtilen  yasa maddelerinden de anlaşılacağı üzere; icra müdürlüğüne  haciz uygulaması konusunda  bir takdir yetkisi verilmemiştir.  İcra müdürlüğü ilke olarak haciz talebini yerine getirmek zorundadır. Haczedilecek  malın  haczinin mümkün olmadığına yönelik olarak ancak borçlunun şikayeti üzerine  icra mahkemesince yöntemine uygun bir şekilde inceleme yapılarak  karar verilebileceği anlaşılmakla şikayetin reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi Açıklandığı Üzere,
1-Şikayetin Kabulüne,
Ankara 30.İcra Müdürlüğünün  2014/4716 Esas sayılı dosyasında  icra müdürlüğünün 23/08/2016 tarihli  kararının kaldırılmasına,
İİK'nun  89/1  maddesi gereğince  haciz ihbarnamesi çıkartılmasına ilişkin gerekli prosodürün icra müdürlüğünce yerine geritirilmesine
2-Bu yargılama nedeniyle davacı tarafından yapılan 47,00 TL harç, 22,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 69,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 600,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6-Davacı tarafça yatırılan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine,
Dair; İİK'nun 363. maddesi uyarınca tefhim veya tebliğden itibaren 10 gün içinde Ankara Bölge Adliyesi Mahkemesine İstinaf yasa yolu açık olmak üzere  tarafların yokluğunda verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 22/12/2016     
 
 
  
 (Ek.2)
                                ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
 
Anayasa Mahkemesi Kararı, Esas: 2014/194, Karar: 2015/55, Tarih: 17.06.2015
(26.06.2015 tarih ve 29398 sayılı Resmi Gazete)
 
ÖZÜ:5393 sayılı Belediye Kanunu’nun: 15. maddesine, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın: Birinci cümlesinin; a- “…ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır” ve “…veya kamu hizmetlerini aksatacak…”  ibareleri ile- 6552 sayılı Kanun’un 123. maddesiyle 5393 sayılı Belediye Kanununa eklenen geçici 8. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE karar verilmiştir.
Gerekçe;
 
6552 Sayılı Kanun’un 123. Maddesiyle Eklenen Geçici 8. Maddesinin incelenmesi
Başvuru kararında, belediyenin hangi mallarının haczedilmesine müsaade ettiğinin borçludan sorulmasını ve sadece bildirdiği mallara haciz uygulanmasını belirten 15. maddenin son fıkrası hükmünün eski hacizlere de uygulanmasını öngören kuralın bir önceki başlıkta belirtilen gerekçelerle Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İtiraz konusu kuralda, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrası hükümlerinin, devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanacağı, bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tüm hacizlerin, söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesi düzenlenmiştir. Hukuk devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden biri hukuk güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. “Kanunların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. Ancak, kanun koyucunun kişilerin lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğunda kuşku yoktur. İtiraz konusu kural, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasının, devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanmasını öngörmekte ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tüm hacizlerin de söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla, itiraz konusu düzenleme Kanun’un 15. maddesinin son fıkra hükmünün devam eden her türlü icra takibi hakkında da uygulanmasını ve maddenin yürürlük tarihi olan 11.9.2014 tarihinden önce belediyeler aleyhine yapılmış icra takipleri gereğince konulan hacizlerin kaldırılmasına yol açmakta ve kesinleşmiş haciz kararına karşın alacaklıların haklarına kavuşmalarını engellemektedir. Kamu hizmetlerinin kesintisiz olarak sürdürülebilmesi için çeşitli önlemlerin alınması doğal kabul edilmekle birlikte, bu konuda kişilerin hakları ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk devletinin bir gereğidir. İtiraz konusu kuralın, belediyelerin hizmet görme kapasitelerinin kısıtlanmasına yol açmasını engellemek için çıkarıldığı anlaşılmakta ise de, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrası hükmünün devam eden her türlü icra takiplerinde uygulanması ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce belediye aleyhine yapılmış olan icra takipleri gereğince konulan hacizlerin kaldırılması, kişilerin alacaklarının tahsilini geciktireceği ya da alamamalarına neden olabileceğinden hukuka olan güven duygusunu zedelemekte ve hukuk güvenliği ile bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, hak arama yollarına başvuran bireylerin bu yolla elde etmek istedikleri alacaklarını almalarının yasama tasarruflarıyla etkisizleştirilmesi, subjektif hakların ihlal edilmesine yol açmakta ve Devlete olan güven duygusunu zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır.
Kural. Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın 5., 10., 13., 125. ve 138. maddeleri önünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI- SONUÇ
3.7.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun:
A- 15. maddesine, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın:
I- Birinci cümlesinin;
a- “…ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’ nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- İkinci cümlesinin;
a- “…veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECIPOOLU, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN ile Kadir ÖZKAYA’nın karşıoylan ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Semih KALELİ’ nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 6552 sayılı Kanun’un 123. maddesiyle eklenen geçici 8. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
17.6.2015 tarihinde karar verildi
 
 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
FETÖ Megastar Tarkan’ı Dinledi İddiası
FETÖ Megastar Tarkan’ı Dinledi İddiası
Ali Koç İstifa Etti
Ali Koç İstifa Etti