
Türkiye’nin En Büyük İhtiyacı: Bir “Yeniden Yapılanma Komisyonu”
Toplumun vicdanını yaralayan, hukuki ve ahlaki çöküşü gözler önüne seren somut örnekler her geçen gün artıyor. Bu sorunlardan bazıları şunlardır:
- Sahte diplomalarla akademiye giren yüzlerce “akademisyen”, sahte sınav sonuçları ve ölmüş avukatlar adına düzenlenen sahte belgelerle iş yapanlar.
- Sahte belgelerle sözde taşınmaz alarak vatandaşlık kazanan sayısız insan.
- Para karşılığı sahte SGK kayıtlarıyla emekli edilen binlerce kişi.
- Formalite boşanmalarla haksız yere dul-yetim maaşı alanlar.
- Kendi ihtiyacı için başkasının engelli raporunu kullanarak ÖTV’siz araç alanlar.
- Sağlıkta sahte raporlar ve usulsüz reçetelerle kamuyu zarara uğratma.
- Kamu ihalelerinde aynı şirketlere sürekli kıyak geçilmesi ve Kamu İhale Kanunu’nun 100’den fazla kez değiştirilmesi.
- Belediyelerde imar rantı üzerinden zenginleşme.
- TMSF eliyle siyasi hedefli el koymalar.
- Lüks araçlarla yapılan “yoksulluk” yardımı dağıtımları.
- Adli tıp raporlarının manipülasyonu.
- Göçmenlere ve yabancılara sahte belgelerle vatandaşlık verilmesi.
- Yargıda rüşvet ve aracılık yoluyla istenilen kararların çıkartılması.
- İthalat fiyatlarının şişirilerek kamuya yüksek bedellerle ürün satılması.
- Akraba atamalarıyla şişirilmiş kamu kadroları ve liyakatsiz yöneticiler.
- TÜİK verilerinin güvenilirliğini yitirmesi ve Sayıştay raporlarının TBMM’de dikkate alınmaması.
- Cezaevinde tedavi edilmeyen hasta mahpuslar ve cezaevi şikayetleri.
- Denetimsiz kamu yardımlarıyla “siyasi sadakat” satın alınması.
- Farklı mahkemelerden aynı konuda çelişkili kararlar çıkması.
- Şeffaf olmayan ihaleler ve enerji projeleri.
- Kamu arazilerinin nesnel kriterlere aykırı, kimi yakın vakıflara devredilmesi.
- “Kentsel dönüşüm” adıyla dar gelirli vatandaşın zarara uğratılması.
- Ülke çapında belediyelerde yolsuzlukların üzerinin örtülmesi.
- Sosyal yardım alanların siyasi tercihine göre kategorize edilmesi.
- Hukuksuz güvenlik soruşturmalarıyla kamu dışına itilme.
- Sahte iş kazası senaryolarıyla SGK’yı dolandırma.
- Dava dosyalarının yıllarca sürüncemede bırakılması ve adil yargılanma hakkı ihlalleri.
- Tarikat-cemaat bağlantılı yapılanmaların kamuya sızması.
- Cezaevlerinde kötü muamele ve keyfi disiplin cezaları.
- Hakim-savcı adaylarının nesnel kriterlerle değil, sadakate göre seçilmesi.
- Denetim görevini yapmayan kurumların sorumsuzluğu ve kamu zararlarının hiç kimseye fatura edilmemesi.
- Kurumlar arası çatışmanın hukuki istikrarsızlığa yol açması.
- Vergi borçlarının silinmesinde çifte standart ve adaleti ihlal eden memurların hiç cezalandırılmaması.
- Sürekli af yasalarıyla suçun ödüllendirilmesi ve sivil toplumun bastırılması.
- Kurumsal çöküşün normalleştirilmesi.
Bu sarsıcı gerçekler, Türkiye’nin yüzeydeki sorunlara pansuman yapmakla çözülemeyecek kadar derin bir krizin içinde olduğunu gösteriyor. Ülkemizin siyasi tarihinde, her kriz anında kurulan “komisyonlar” tanıdık bir ritüel haline gelmiştir. Ancak bu komisyonlar, çoğu zaman sorunların köküne inmek yerine, geçici bir gündem yaratır ve raporları devlet arşivlerinin tozlu raflarında unutulmaya mahkûm eder. Son günlerde adı konulmamış olsa da, “terörsüz bir Türkiye” hedefiyle kurulan yeni komisyonun da bu kaderi paylaşma riski taşıdığı açıktır. Ancak ben, bu girişimi büyük bir fırsat olarak görüyor ve adının “Yeniden Yapılanma Komisyonu” olmasını öneriyorum. Zira Türkiye’nin esasen ihtiyacı olan şey, bir yüzey temizliği değil, sistemin çürümüş kolonlarını ifşa edecek, görünmez kabulleri sorgulayacak ve yapısal adaletsizlikleri kökünden çözecek bir yeniden yapılanmadır.
Adalet Olmadan Ne Çözüm, Ne Barış Mümkündür
Bir çöplüğe parfüm sıkmakla oradaki sorun çözülmez. Adaleti tesis etmeden ne terörü, ne kutuplaşmayı, ne de ekonomik çöküşü durdurabilirsiniz. Mesele, sadece Kürt sorunu, Alevi sorunu ya da kadın sorunu değildir; asıl mesele, hukukun üstünlüğü sorunudur. Yeniden Yapılanma Komisyonu, öncelikle adaleti sağlamayı ve keyfiliğin kökünü kazımayı hedeflemelidir. Bu komisyonun saptaması gereken temel gerçekler şunlardır:
- Hukuki Güvenlik Krizi: Devletin uygulamaları her gün değişmekte, yurttaşların yarın hangi kuralla karşılaşacaklarını bilemediği bir belirsizlik ortamı yaratılmaktadır. Vergi, mülkiyet, kamuya giriş ve cezalandırma gibi temel alanlarda hukuk kurallarının yerini keyfilik almıştır.
- Kuvvetler Ayrılığının İhlali: Yasama, yürütme ve yargı, bağımsız bir şekilde işlemek yerine, yürütmenin her alanda tek yetkili hale gelmesiyle kuvvetler ayrılığının temel prensiplerinden uzaklaşılmıştır.
- Yargının Siyasallaşması: Yargı, bir adalet dağıtma makamı olmaktan çıkarak siyasi iradenin bir uzantısı gibi hareket etmektedir. Tutuklama, bir tedbir değil, cezalandırma aracına dönüşmüştür. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları açıkça uygulanmamakta, hukuk devleti ilkesi aşınmaktadır.
- Liyakat Yerine Sadakat: Kamu kadroları, liyakat ve ehliyet esasına göre değil, siyasi yakınlık ve sadakat gibi sübjektif kriterlere göre doldurulmaktadır. Mülakatlar, torpilin kurumsallaştığı birer araca dönüşmüştür. Çalışkan, vicdanlı ve nitelikli bireyler sistem dışına itilmektedir.
- Adil Yargılanma Hakkı İhlalleri: Masumiyet karinesi hiçe sayılmakta, mahkeme kararları delilden çok politik pozisyonlara göre şekillenmektedir. Bir mahkemede “iki kere iki dört” ederken, diğerinde “beş ya da altı” edebilen çelişkili kararlar artık sıradanlaşmıştır.
Komisyon Değil, Temel Ahlaki Yeniden Yapılanma Gerek
Bu kadar sistemik sorun varken, “komisyon” kurulması, esas sorunun ciddiyetinden bihaber bir yaklaşımdır. Çünkü sorunlar geçici değil, sistemiktir. Yüzeydeki kirlilik değil, suyun kaynağı kirlidir. Adalet duygusu zedelenmiş bir toplumda, ne barış ne kalkınma ne de huzur yeşerebilir.
Bu nedenle, ihtiyacımız olan şey, sadece bir çözüm komisyonu değil, adaletin her birey tarafından hissedilmesini, yargının özüne dönmesini, keyfiliğin kökünün kazınmasını ve kamu görevlerinin şeffaf ve hesap verebilir hale gelmesini sağlayacak bir yeniden yapılanma komisyonudur. Bu komisyon, en başta vicdanlı, ehil ve sorumlu insanların öncülüğünde, “hakkın üstün tutulduğu, insanın değerli olduğu bir sistemin inşasını” hedeflemelidir.
Aksi takdirde, bu komisyon da diğerleri gibi bir efsane olarak kalacak, toplumun sorunları ise derinleşmeye devam edecektir. Gerçek barış ve çözüm, ancak ve ancak gerçek adaletle mümkündür. Adalet ise komisyon kararıyla değil, vicdanlı, ehil, cesur ve sorumlu insanların varlığıyla tesis edilir.