
Ahlaki Eylemler ve Kantçı Ahlak Perspektifi
Ahlaki eylemler, herhangi bir çıkar veya beklentiyle değil, yalnızca iyi olduğu için gerçekleştirilmelidir. Bir iyilik, bir yardım, bir güzel söz veya bir iltifat, herhangi bir karşılık beklenerek yapıldığında ahlaki değerini yitirir. “Bu davranışı sergilersem hayırsever kabul edilirim, saygınlığım artar, o kişi bana minnettar kalır veya benim lehime propaganda yapar” gibi düşüncelerle hareket etmek, Kantçı ahlak anlayışına göre ahlaksız bir tutumdur. Aynı şekilde, bir kuruluşun sosyal yardım projelerini daha fazla satış yapmak veya toplumda olumlu bir imaj oluşturmak için gerçekleştirmesi de ahlaki değildir. Her hareket, yalnızca doğru ve iyi olduğu için yapılmalı, çıkar ve beklenti temelli bir niyet taşımamalıdır. Bir kişi, uhrevi inanç sahibi ise menfaat umarak yaptığı her hareketin boş ve faydasız olduğunu bilmelidir. Kısa dünya hayatı bakımından bu sadece kişinin kendisini aldatmasıdır.
Bir kültürde “bir elin verdiğini diğer el görmemelidir” anlayışı hâkimdir ve bu, ahlaki bir yaklaşımdır. İyi bir amaç için dahi sahtekârlık ve riyakârlığın araç olması, hem iyi amacı hem de bireyin değerini düşürür, onu riyakar yapar.
Her birey, otorite sahibi kişi veya kuralların doğruluğunu sorgulamalı ve aklını kullanmalıdır. İster en saygın bir şahıs, ister en güçlü bir otorite olsun, onların söylediklerinin ahlaki olup olmadığı akıl süzgecinden geçirilmelidir. Doğru olan, yalnızca güç sahiplerine veya popüler fikirlere uygun olan değil, evrensel ahlak yasasına uygun olandır.
Bir Örnek Değerlendirme:
Bir gazeteci 23/09/2021 tarihli köşe yazısında; Türkiye’de en önemli alim ve birinci fetva makamı olarak gösterilen kişinin şu cümleleri ifade ettiğini yazmıştır: “Bu iktidardan pek çok beklentiniz gerçekleşti, camiayı hayretle izliyorum, bak demedi demeyin, sonra Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz, iktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem.”
Yukarıdaki cümleleri Kantçı ahlak ilkeleri açısından şu şekilde değerlendirmek mümkündür:
Ahlaki Yasaya Bağlılık (Ödev Ahlakı): Kant’a göre, ahlak, çıkar veya sonuca bağlı değildir; ahlaki doğruluk, koşulsuz olarak yerine getirilmesi gereken bir ödevdir. Bu sözlerde ise doğruları söylemek, iktidara zarar vereceği endişesiyle reddedilmektedir. Kantçı etik açısından bu kabul edilemez; çünkü ahlak, politik ya da pragmatik kaygılara göre eğilip bükülemez.
Evrensel Yasa İlkesi: Kant, her bireyin eylemlerini evrensel bir yasa haline getirebilecek şekilde hareket etmesi gerektiğini söyler. “Yanlışları dile getirmek caiz değildir” anlayışı evrenselleştirildiğinde, ahlaki olmayan uygulamaların devam etmesine sebep olur ve bu durum ahlak yasasına aykırıdır.
İnsan Onuru ve Hakikate Bağlılık: Kant’a göre insan, akıl sahibi bir varlık olarak kendi ahlaki yargılarını oluşturmalı ve hakikate sadık kalmalıdır. Burada ise doğruların söylenmesi, belirli bir politik pozisyona zarar verebileceği için etik dışı olarak sunulmaktadır. Bu yaklaşım, Kantçı ahlak anlayışında bireyin yalnızca araç olarak kullanılmaması gerektiği ilkesine aykırıdır.
Sonuç olarak, Kantçı etik açısından, doğruları söylemeyi iktidarın veya belli bir grubun çıkarına göre değerlendirmek ahlaki değildir. Doğruluk, koşulsuz bir ödevdir ve güç sahiplerine zarar verip vermeyeceği üzerinden değerlendirilmemelidir.