
İnsanlık tarihi, hak arama mücadelesiyle örülmüştür. Her bireyin doğuştan sahip olduğu hak ve özgürlükler, insan onurunun vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak ne yazık ki, bu haklar her zaman ve her yerde korunmaz. Haksızlığa ve insan onuruna aykırı davranışlara karşı sessiz kalmak, korkaklığın ve teslimiyetin bir göstergesidir. Hak aramak ise, erdemli ve cesur bir davranıştır. “Hakkını savunmayan, zamanla onurunu da kaybeder.” (Immanuel Kant)
Hak Arama Yolları ve AİHM’nin Rolü:
Hak arama, sadece ulusal hukuk yollarıyla sınırlı değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği durumlarda başvurulabilecek önemli bir uluslararası hukuk yoludur. AİHM’ye başvurmak, ülkeyi “jurnallemek” veya “siyasi mandacılık” olarak değil, aksine hukuk devletini güçlendiren bir mekanizma olarak görülmelidir. Kuvvetler ayrılığının ve hukukun üstünlüğünün cari olduğu ülkelerde, AİHM başvuruları hoşgörü ve takdirle karşılanır. “Hukukun olmadığı yerde, özgürlük de yoktur.” (John Locke)
Şeffaflık, Adalet ve Temel Hakların Korunması:
Hak arama için her yolu takip edenler, sadece kendi haklarını değil, tüm insanların haklarını savunurlar. Onlar, şeffaflığın, adaletin ve temel hak ve özgürlüklerin korunmasını objektif bir şekilde sağlarlar. “Kol kırılır yen içinde kalır” anlayışı, yozlaşmayı, çürümeyi ve insan onurunun ayaklar altına alınmasını doğurur. Bunun yerine, şeffaflık ve hak arama kültürü, kokuşmuşluğu sonlandırır. “Gerçekleri söylemek devrimci bir eylemdir.” (George Orwell)
AİHM Kararlarının Objektif Etkisi ve Uluslararası Sivil Toplumun Rolü:
AİHM kararları, sadece başvuran için değil, tüm ülke için emsal teşkil eder. Bu kararların, subjektif etki ile sınırlı kalmaması, aksine objektif etki ile ülke çapında uygulanması gerekir. AİHM’ye başvuranları suçlamak yerine, bu kararlardan ders çıkarmak ve ihlalleri ortadan kaldırmak, hukuk devletinin gereğidir. Hukuka aykırılıkların yargı ve insan haklarını önceleyen uluslararası sivil toplum kuruluşları önüne getirmek de, dünyadaki otoriter ve totaliter yapıların adaletsizliğine karşı kamuoyunu zinde tutmaya ve adil bir dünyaya hizmet eder. “Adalet, güçlü olanın çıkarı değildir; herkesin hakkını almasıdır.” (Platon)
AİHM Başvurularına Yaklaşım ve Şiddetsiz Hak Arama:
AİHM veya benzeri uluslararası mahkeme ve kuruluşlara başvuru yadırganmamalı, tam tersine teşvik edilmelidir. Haksız bir işlem varsa, AİHM’nin bunu reddedeceği inancıyla, bu başvuruların spekülasyonu ortadan kaldıracağına inanılmalıdır. Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası da, uluslararası anlaşmaları bağlayıcı saymakta ve kanunlar gibi iptaline imkan vermemektedir. Bu madde gereği, AİHM kararlarının kişi bazında uygulanmasının yanı sıra, benzer olaylar için de objektif etki ile uygulanması esastır. Her türlü hak arama eyleminin şiddet içermemesi gerektiği ve gösterileri sabote etmek isteyenlerin olabileceği unutulmamalıdır. Şiddet çağrısı ve eylemi yapanların ajan provokatör olacağı ve haklı çağrıya zarar vereceği açıktır. “Adalet, erdemlerin en büyüğüdür ve hukuk, adaletin hizmetçisidir.” (Aristoteles)
Hak Arama Onurlu Bir Davranıştır:
Hak arama, onurlu bir davranıştır. Bunu “jurnal” olarak kabul etmek, insan onuruna aykırıdır. Hak arama, insan onurunu korur ve yüceltir. Buna itiraz etmek yerine, varsa şikayetleri ortadan kaldırarak bu başvuruları azaltmak ve sıfıra indirmeye çalışmak, asıl hedef olmalıdır. “Haksızlığa karşı susan, hem hakkını hem de onurunu kaybeder.” (Mahatma Gandhi)
Sonuç:
Hak arama özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşıdır. Her bireyin, haklarını savunma ve adalet arama hakkı vardır. Bu hak, sadece bireylerin değil, tüm toplumun yararınadır. Hak arama kültürü, şeffaflığı, adaleti ve insan onurunu korur. “Bir toplumda adalet yoksa, orada ne düzen ne de özgürlük kalır.” (Bertrand Russell)