Ahmet Cevdet Paşa, Osmanlı Devleti’nin önemli hukukçu ve tarihçilerinden biri olarak tanınır. Mecelle’nin yazarı olarak bilinen Cevdet Paşa, medreselerdeki durumu eleştirirken, medreselerin zamanla taassup (dar görüşlülük) ve bilgisizlik içine düştüğünü vurgulamıştır. Medrese öğrencilerinin ve hocalarının bilimden uzaklaşmasını, kelâm ilminde yazılan kitapların anlaşılmadan ezberlenmesini ve hocaların akılcı sorgulamadan yoksun olmalarını eleştiren Cevdet Paşa, bu durumun İslam dünyasında bilimsel gerilemeye yol açtığını belirtir.
Medreselerdeki bu dar görüşlülük, geçmişin doğrularına saplanma ve yeni meselelere kafa yormama şeklinde tezahür ederken, Cevdet Paşa’nın eleştirileri, Osmanlı medrese sisteminin reform ihtiyacını vurgulayan önemli bir çağrıdır. Ancak, “taassup ve bilgisizlikten nasıl çıkılacağı” sorusu günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Modernleşme ve ilerleme, bilim ve akılcılıkla mümkündür; bu da derin bir zihniyet değişimi gerektirir.
Bu bağlamda, modern ve ileri toplumlar örnek alınabilir mi? Örneğin, Afrika ülkeleri bu konuda örnek teşkil edebilir mi? Gani Müjde’nin “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?” sözü, önemli bir noktaya dikkat çeker. Bilim, fen, üstün değerleri siz bulursanız başkaları sizden alır. Örneğin teknoloji alanında gen düzenleme (CRISPR), nanoteknoloji, 3D yazıcılar, PET (Pozitron Emisyon Tomografisi), robotik cerrahi, yapay zeka ve benzeri ileri teknolojiler ya da insan hakları, anayasal demokrasi, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve sosyal adalet gibi kavramları geliştirdiyseniz, Batılılaşmaya ihtiyaç duymayabilirsiniz.
Modernleşme, İlerleme ve Bilim: Taassuptan Uzaklaşma Çabaları
Cevdet Paşa’dan yaklaşık bir asır sonra yaşayan bir başka düşünür, modernleşme ve ilerleme çabalarını tam tersi bir yaklaşımla “mikrop” olarak nitelendirmiştir. Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası romanı, Batı medeniyetini derinlemesine kavrayamadan sadece gösteriş ve taklit düzeyinde benimseyenleri eleştirir. Roman, Bihruz Bey karakteri üzerinden, Batı medeniyetini yüzeysel bir şekilde taklit eden, ancak kültürel derinlikten yoksun bireyleri ironiyle ele alır. Bu durum, Osmanlı toplumunda kültürel yozlaşma ve kimlik bunalımını gözler önüne serer.
Günümüzde, geleneksel yaşamı benimseyen ve batılılaşma karşıtı bazı kesimlerin yanı sıra, petrol ve yolsuzluk zenginlerinin de zenginlik, statü ve güç gösterisi yaparak eleştirdikleri konuların merkezine düştükleri görülmektedir. Bu kişiler, modernleşmenin özünden uzaklaştıkları anlamına gelir. Örneğin, yardımseverlik, mütevazılık ve hoşgörü yerine kibir sergilemek, trafikte yayalara saygı göstermek yerine güç ve üstünlük gösterisi yapmak toplumsal sorumluluğun göz ardı edildiğini ortaya koyar. Aynı şekilde, markette sırada bekleyen bir kişiye uzaktan bile “sırada mısınız?” diye sormak, empati ve toplumsal kurallara saygının bir göstergesidir. Ticarette veya kamuda müşteri ya da vatandaş taleplerini samimiyetle ve hızla çözme çabası ise modernleşmenin temel prensiplerinden biridir.
Batı’nın İyi Yanlarını Almak: İnsan Hakları, Hukuk ve Bilim
Modernleşmenin en önemli unsurlarından biri olan zihniyet değişimi, Cevdet Paşa ve Recaizade Mahmut Ekrem’in eleştirilerinin kesiştiği noktadır. Her iki düşünür de Batı medeniyetine özenmenin, onu yüzeysel bir şekilde taklit etmenin ötesine geçilmesi gerektiğini savunur. Modernleşme ve ilerleme, bilim ve düşünce özgürlüğünün ön plana çıkarılması ve derinlikli bir anlayışın benimsenmesi ile mümkündür.
Günümüzde bazı zengin ve muhafazakar kesimlerin batılılaşmayı eleştirirken, eleştirdikleri konuları kendi yaşam biçimlerinde benzer şekilde benimsedikleri görülmektedir. Bu konular arasında zenginliği abartılı ve görgüsüz bir şekilde sergilemek, israf ve aşırı tüketim, statü veya güç gösterisi yapmak, başkalarına üstün olduklarını hissettirme çabası ve temel sosyal nezaket kurallarını bilmemek veya bilerek ihmal etmek gibi davranışlar yer almaktadır. Ironik bir şekilde, bu davranışlar eleştirdikleri noktaların kendilerine yansımasına neden olmaktadır. Oysa bu tür davranışlar modernleşme değil, modernleşmenin yanlış anlaşılmasına örnek teşkil eder. Batılılaşma olarak görülmemesi gereken bu yaşam biçimleri, aynı zamanda görgüsüzlükle ilişkilidir. Görgüsüzlük, yalnızca maddi zenginlikle değil, sosyal ve kültürel birikim eksikliğiyle de ilgilidir. Toplumun genel kabul görmüş kurallarına ve değerlere saygı göstermemek, görgüsüzlüğün temel unsurlarından biridir ve bu tür davranışlar bireyin toplumsal ilişkilerde sorun yaşamasına yol açabilir.
Modernleşme, yalnızca Batı’yı taklit etmek değildir; insan haklarındaki gelişmeleri, sosyal adaleti, hukuk devletini, anayasal demokrasiyi ve hukuki güvenliği benimsemek anlamına gelir. Bilimsel ve teknolojik yenilikleri kullanmak, MR cihazları veya tarım teknolojilerini benimsemek, modernleşmenin doğru anlaşıldığı bir yaklaşımı temsil eder. Bu değerler benimsenmediğinde, modernleşme adı altında sadece gösteriş merakı ve yapaylık öne çıkar; bu da derinliksiz bir kültürel yozlaşmanın kapısını aralar.
Sonuç: Toptancılıktan Kaçınmak ve Düşünsel Derinliği Benimsemek
Cevdet Paşa’nın medrese eleştirileri ve Recaizade Mahmut Ekrem’in yanlış Batılılaşmaya dair gözlemleri, modernleşmenin doğru anlaşılması ve uygulanması gerektiğini gösterir. Toptancı yaklaşımlar ve ezbere değerlendirmeler, yanlış sonuçlara yol açar. Modernleşme, bilimsel ve kültürel gelişmeleri benimsemek ve insani değerleri yücelten bir bakış açısını gerektirir.
Cevdet Paşa’nın eleştirilerinden yola çıkarak, modernleşmenin sadece Batı’ya öykünmekten ibaret olmadığını, yanlış taklitlerden uzaklaşmayı, bilim, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlere dayalı bir zihniyet değişimi olduğunu unutmamak gerekir.