• Hakkımızda
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
Haber Oran
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Haber Oran
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Ana Sayfa Köşe Yazıları Avukatın Günlüğü

Tarikatler Kapatılmalı mı, Yoksa Hukuk Devleti mi İşletilmeli?

18 Ekim 2026
in Avukatın Günlüğü, H.Erdal DEMİR
0
0
PAYLAŞIM
34
GÖRÜNTÜLENME
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Asıl mesele, tarikatların, cemaatlerin, derneklerin, vakıfların veya siyasi partilerin varlığı değil; hangi amaçla faaliyet gösterdikleri, nasıl yönetildikleri, kaynaklarını nereden sağladıkları ve hukuka uygun davranıp davranmadıklarıdır.

Bir kuruluşun adının tarikat, cemaat, vakıf, dernek, siyasi parti veya şirket olması, onu kendiliğinden iyi ya da kötü yapmaz. Önemli olan yapının işleyişi, arka planı, varsa gizli ajandası, mali kaynakları, harcamaları ve kamu gücüyle kurduğu ilişkidir. Her şeyden önce şeffaflık, denetlenebilirlik, hesap verebilirlik ve hukuka bağlılık aranmalıdır.

Bu nedenle, “Tarikatler kapatılmalı mıdır?” sorusundan önce, “Hukuk devleti neden bu yapıların hukuka aykırı faaliyetlerini önleyemiyor?” sorusunu sormak gerekir.

Yasaklar değil, etkili denetim

Bugün tarikatlar ve benzeri yapılanmalar hakkında kamuoyuna yansıyan yolsuzluk, rüşvet, kayırmacılık, liyakatsiz kişilerin kamu görevlerine yerleştirilmesi, şantaj, cinsel istismar, kara para ve hukuka aykırı mal edinimi iddiaları ciddi biçimde tartışılmaktadır. Bunların her biri, somut olayın özelliklerine göre bağımsız soruşturma ve yargılama konusu olmalıdır. Hiçbir inanç, unvan veya toplumsal nüfuz, hukuka aykırı davranışlar bakımından ayrıcalık sağlayamaz.

Daha da önemlisi, bazı yapılanmaların zamanla devasa ekonomik güçlere dönüşmesidir. Hastaneler, okullar, alışveriş merkezleri, spor tesisleri ve çok sayıda ticari işletmeyle genişleyen bu ekonomik yapıların sermayelerinin kaynağı, gelirleri, harcamaları ve kamu kaynaklarıyla ilişkileri açıklığa kavuşturulmalıdır. Kurucularının ölümünden sonra mal varlıkları üzerindeki miras ve yönetim anlaşmazlıklarının yurt dışındaki yargı mercilerine kadar taşınması da bu yapıların mali şeffaflığını tartışmayı zorunlu kılmaktadır.

Bir kuruluşun önünden geçen sıradan bir vatandaş dahi o yapının gelir kaynaklarını, mal varlığını ve harcamalarını anlamlı ölçüde sorgulayabilmeli; yetkili ve bağımsız kurumlar ise bunları etkili biçimde denetleyebilmelidir. Hukuka uygun faaliyet gösterenlerin özgürlüğü korunurken hukuka aykırılıklar da cezasız kalmamalıdır.

Üstelik sorun yalnızca tarikatlara özgü değildir. Sermaye piyasalarında, SPK ve BDDK gibi düzenleyici ve denetleyici kurumların alanlarında ya da başka kamu kurumlarında ortaya çıkan ağır usulsüzlükler, yolsuzluk iddiaları ve ekonomik kayıplar da aynı soruyu gündeme getirmektedir: Denetim neden zamanında ve etkili biçimde işlememektedir?

Bir yerde tarikat mensupları, başka bir yerde şirket yöneticileri, bir diğerinde kamu görevlileri hukukun dışına çıkabiliyorsa mesele yalnızca kişilerin ahlakı değildir. Hukuka aykırılığı önleyemeyen, tespit edemeyen veya yaptırıma bağlayamayan sistemin kendisi de sorgulanmalıdır.

Din, milliyetçilik ve hamaset hukukun yerini tutamaz

Dini ve millî değerler, vatan, millet, beka ve inanç söylemleri üzerinden yürütülen tartışmalarda zaman zaman nesnellikten uzaklaşıldığı görülmektedir. Eleştiriler, kimi zaman düşmanlık ve nefret duygularının körüklenmesiyle etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa bir iddianın doğruluğu, onu dile getiren kişinin hangi inanca sahip olduğuna veya hangi değerleri savunduğunu söylemesine göre belirlenemez.

Yer çekimi kanunu, vatan, millet, din veya iman söylemiyle değişmez. Doğanın ve hayatın gerçekleri, siyasi ya da ideolojik tercihlerimize göre şekillenmez. Aynı şekilde, hukuka aykırı bir imar kararı da millî duygularla meşrulaştırılamaz; bir yolsuzluk iddiası, dinî kimlik üzerinden tartışma dışına çıkarılamaz.

Bir toplumda akıl ve bilimin, liyakatin, kuvvetler ayrılığının, bağımsız denetimin ve tarafsız yargının yerini sadakat ilişkileri alırsa çürüme kaçınılmaz hâle gelir.

Ayazağa Deresi’nde yaşanan taşkınlar ve can kayıpları bu gerçeği hatırlatan acı örneklerdendir. Dere yatağındaki yapılaşmanın doğurabileceği riskler, hamasetle veya inanç söylemleriyle ortadan kaldırılamaz. Böyle bir felaketi önlemenin yolu, bilimsel şehircilik ilkelerine uymak, dere yataklarını korumak ve hukuka aykırı imar izinlerine engel olmaktır.

Yıllar önce bir dostum, belediyelerdeki yolsuzlukları sorarken meclis kararlarını incelememi ve bu kararlar üzerinden tahmin edemeyeceğim sayıda usulsüzlükle karşılaşabileceğimi söylemişti. Yakın zamanda, daha önce dere yatağında park alanı olarak görülen bir yerde tamamlanmış devasa bir siteyi gördüğümde, meselenin ne kadar somut olduğunu bir kez daha düşündüm.

Burada sorulması gereken soru açıktır: Bilimsel ve hukuki açıdan sakıncalı bir yapılaşmaya kim, hangi gerekçeyle izin vermiştir? Bu kararı kim denetlemiştir? Hukuka aykırılık varsa sorumlular hakkında neden zamanında işlem yapılmamıştır?

Hiçbir inanç gücü, hiçbir siyasi slogan ve hiçbir millî söylem, yanlış bir imar kararının doğuracağı fiziksel sonuçları değiştiremez.

Çürümenin panzehiri: Kuvvetler ayrılığı ve hesap verebilirlik

Bir ülkenin nasıl yönetildiği kadar, iktidarın ve gücün hangi kurallarla sınırlandırıldığı da önemlidir. Yönetim biçiminin adı tek başına güvence oluşturmaz. Asıl güvence; kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı, özgür basın ve etkili denetim mekanizmalarıdır.

Yasama, yürütme ve yargı arasında gerçek bir denge kurulmadığında; denetleyici kurumlar bağımsız hareket edemediğinde; kamu görevlileri liyakat yerine yakınlık ve sadakat esasına göre seçildiğinde, hukuk herkese eşit uygulanamaz.

Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ve hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı ilkesi yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalıdır. Bu ilke tarikatlar, vakıflar, dernekler, siyasi partiler, şirketler ve kamu kurumları bakımından da gerçek bir güvenceye dönüşmelidir.

Bir kuruluşun siyasi iktidara yakınlığı, yöneticilerinin toplumsal nüfuzu veya dinî kimliği, denetimden kaçmasının gerekçesi olamaz. Aynı şekilde, iktidara muhalif olmak da hukuka aykırı davranışlar bakımından dokunulmazlık sağlamaz.

Bağımsız yargı ve etkili denetim, yalnızca suç işlendikten sonra ceza vermek için değil, hukuka aykırı davranışların kazançlı bir faaliyet alanına dönüşmesini engellemek için de gereklidir. Şeffaflığın bulunmadığı, denetimin işlemediği ve hukukun eşit uygulanmadığı yerde, haksız kazanç elde etmek isteyenler için uygun bir ortam doğar.

Bu nedenle çözüm, bütün tarikatları veya sivil toplum kuruluşlarını toptan kapatmak değildir. Hukuka uygun örgütlenme özgürlüğünü korurken suç oluşturan faaliyetleri önlemek, mali kaynakları denetlemek, haksız kazançları ortaya çıkarmak ve sorumluları hukuk önünde hesap vermeye zorlamaktır. Yasaklar, tek başına sorunu ortadan kaldırmayabilir; denetimsiz yapıları yer altına iterek sorunun tespitini daha da güçleştirebilir. Bununla birlikte, suç işleyen veya hukuka aykırı amaçlarla faaliyet gösteren kuruluşlar hakkında kanuni şartlar oluştuğunda gerekli yaptırımların uygulanması da hukuk devletinin gereğidir.

Sonuç: Özgürlük, ancak hukukla birlikte anlamlıdır

Tarikatler kapatılmalı mı? Bu sorunun cevabını yalnızca kuruluşların adlarına veya toplumsal kimliklerine bakarak vermek, meselenin özünü gözden kaçırmaktır.

Asıl hedef; hiçbir tarikatın, cemaatin, derneğin, vakfın, siyasi partinin, şirketin veya kamu kurumunun mali kaynaklarını gizleyemediği, denetimden kaçamadığı, liyakatsizliği kayırmacılıkla ödüllendiremediği ve hukukun üzerinde bir güç hâline gelemediği bir düzen kurmaktır.

Böyle bir düzende, hukuka uygun faaliyet gösteren kuruluşlar özgürce yaşayabilir. Buna karşılık, istismar, yolsuzluk, kara para, şantaj ve diğer hukuka aykırılıklar üzerinden varlık gösteren yapılanmaların hareket alanı daralır. Çünkü hukuka aykırılıktan kazanç sağlanamayan, hesap vermekten kaçınılamayan bir sistemde bu tür amaçlarla örgütlenmenin cazibesi de azalır.

Mesele, yasakların sayısını artırmak değil; Anayasal demokrasiyi, kuvvetler ayrılığını, şeffaflığı, bağımsız denetimi ve adil yargılanmayı işler hâle getirmektir.

Bunlar sağlanmadığında tarikatlarda istismar iddiaları, kamu kurumlarında kayırmacılık, sermaye piyasalarında ağır kayıplar, imar kararlarında hukuksuzluklar ve dere yataklarında can kayıplarıyla karşılaşmaya devam ederiz.

Çünkü hukuk devleti işlemiyorsa, çürüme yalnızca tarikatlarda değil, gücün denetlenmediği her yerde ortaya çıkar. Sorun belirli bir örgütlenme biçiminden önce, gücü sınırlayamayan ve hukuku herkese eşit uygulayamayan sistemdir.

Etiket: adaletcinsel tacizdemokrasiErdoğaneşitlikfatih nurullahfatih nurullah kimdirhalvati uşakihukukhukukun üstünlüğüözaltarikatTarikatler kapatılmalıtarikatte taciztarikatte tecavüztecavüzuşaki tarikatı
  • Popüler
  • Yorumlar
  • En Yeni

Yarısı doldurulmuş bir bardağın ne kadarı boştur?

23 Mayıs 2020

ODTÜ’de okuyorum diyen biri nerede okuyor olabilir?

15 Aralık 2019

Bugs Bunny’nin rakiplerinden kırmızı saç, sakal ve bıyıklara sahip, çabuk sinirlenen, maden arayıcısı, haydut ve kovboyun adı nedir?

20 Şubat 2017

Daireye üst kattan veya çatıdan su sızarsa, ya da yağmur suyu basarsa ne yapılmalıdır?

27 Eylül 2018

Mirasçılık Belgesi almak için mirasçı olmaya gerek yok!

0

Brezilyalı Futbol Efsanesi Pele Hayatını Kaybetti

0

2023 Yılı Asgari Ücret 8500 TL Oldu

0

Volvo Yedek Parça Ankara İçinde Nereden Alınır?

0

Cumhuriyet 103 Yaşında: Ciddiyet mi, Aydınlanma mı?

21 Ekim 2026

Devlet Yönetiminde “Bizden” Değil, Hukuk ve Liyakat Esas Olmalıdır

9 Ekim 2026

Borsa Kumar Değildir; Ancak Bunun Şartı Gerçek, Şeffaf ve Denetlenebilir Bir Piyasadır

2 Ekim 2026

Umut Vermek mi, Gerçeği Söylemek mi? Hukukta Dürüstlük, Güven ve Vicdan

30 Eylül 2026
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.