Zorunlu (Mecburi Dava) Arkadaşlığı

Zorunlu (Mecburi Dava) Arkadaşlığı

Zorunlu (Mecburi Dava) Arkadaşlığı

Zorunlu Dava Arkadaşlığı

HMK MADDE 59

Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kişiye karşı birlikte ileri sürülmesi ve hepsi hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde, zorunlu dava açılır.

HMK MADDE 60

Zorunlu davacılar ancak birlikte dava açabilir veya kendilerine karşı birlikte dava açılabilir. Bu tür davalarda, dava taraflarının birlikte hareket etmesi gerekir. Ancak, duruşmaya gelen dava arkadaşlarının usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği halde duruşmaya katılmayan dava arkadaşları hakkında da geçerlidir.

Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kişiye karşı birlikte ileri sürülmesi ve hepsi hakkında tek hüküm verilmesinin gerektiği hallerde zorunlu birliktelik vardır.

MADDİ ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞI

Dava açmanın veya maddi hukuk gereği birden fazla kişiye karşı dava açmanın zorunlu olduğu durumlarda dava arkadaşlığıdır.

Zorunlu davacılar ancak birlikte dava açabilir veya kendilerine karşı birlikte dava açılabilir.

Maddi açıdan zorunlu davada:

 Maddi mecburi dava arkadaşlığında:

-Tek bir dava vardır.

-Birlikte dava açmak veya dava arkadaşlarına karşı birlikte dava açılması zorunludur.

-Tek bir hüküm, dava arkadaşlarının hepsi hakkında verilir.

-Verilen hükmü, mecburi dava arkadaşları ancak birlikte kanun yoluna götürebilir.

-Dava konusu olan hak veya borç üzerinde taraflar birlikte hareket edip tüm işlemlerini birlikte yaparlar. (Bunun istisnası, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği halde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder.)

-Mecburi dava arkadaşlığında, taraf teşkilinde eğer bir eksiklik varsa, mahkeme diğer dava arkadaşlarının davaya dahil edilmesini sağlamak üzere ek süre verir. Kısacası mahkeme, taraf teşkilini sağlamak zorundadır. Mahkemenin verdiği bu süre içerisinde tüm dava arkadaşlarının davada yer almaları sağlanamazsa dava reddedilir.

ÖRNEK KARARLAR: 

Kal Davasında Kayıt Maliklerinin Taraf Teşkilinin Sağlanması
“…Dosya içeriği ve toplanan delillerden, ... parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğu anlaşıldığı gibi; ... Belediye Başkanlığı'nın 12.11.2014 tarihli yazı içeriğine göre de ... parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazda davalı ... dışında, ... da kayıt maliki olarak yer almaktadır. Bilindiği üzere; el atmanın önlenmesi istekli davalar, doğrudan bu eylemi gerçekleştiren kişi ya da kişiler aleyhine açılabilir, davalı sıfatı yükleneceklerin kayıt maliki olmaları aranmaz. Bununla birlikte, davada yıkım isteğinin de bulunması halinde, yıkımı istenen yapı, MK'nin 684 ve 718.maddelerinde yer alan hükümler uyarınca, üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüzü) haline geleceğinden ve taşınmazın mülkiyetine tabi olacağından, ayrıca; yıkım istekli davalarda, yargılama sonucu verilecek karar davada taraf olmayan paydaşları da etkileyeceğinden, anılan taşınmazlardaki tüm kayıt maliklerinin davada taraf olmalarında zorunluluk vardır. Hâl böyle olunca; yukarıda belirtilen ilkeler ve açıklamalar doğrultusunda kayıt maliki ... yönünden de taraf teşkili sağlanarak, yapılacak yargılamada hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek karar verilmiş olması doğru değildir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK' nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK' nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA…” (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi T.27.09.2018, 2018/2007 E.,  2018/16413 K.)

 

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/11036 Karar : 2018/10424 Tarih : 22.05.2018

  • HMK 59. Madde

  • Mecburi Dava Arkadaşlığı

Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, mirasbırakan annesinden intikal eden 9274 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 15 nolu bağımsız bölümü davalı eski eşinin borçlarının ödenebilmesi için kredi temin etmesi amacıyla dava dışı… satış suretiyle devrettiklerini, kredi borçları ödenmekte iken evlilik birliğinin devamı sırasında davalının dava dışı … ’ı ikna ederek taşınmazı devraldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, iddianın yazılı delille kanıtlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalıya yapılan temlikte davacının 3. kişi olduğu, bu nedenle yazılı delil şartına bağlı olmaksızın iddiasını kanıtlayabileceği, iddianın tanık beyanları ile sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 9274 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 15 nolu bağımsız bölümün tamamı davacının mirasbırakanı … adına kayıtlı iken 06.02.2009 tarihinde intikal suretiyle 3/8 payın davacı, kalan 5/8 payın ise dava dışı mirasçılar … adına tescil edildiği, davacı ve dava dışı mirasçıların çekişmeli taşınmazın tamamını 10.02.2009 tarihinde dava dışı … ’ın da 24.05.2010 tarihinde davalı … ’e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.

Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davanın inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı olarak açıldığı açıktır.

./..

Bilindiği gibi; inanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (818 sayılı Borçlar Kanununun (BK) 18. maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 97. maddesi) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK’nin 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.

İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi “ifa uğruna edim” olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin tabiatında mevcuttur. Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temliklerin yasal koruma altında tutulamayacağı izahtan varestedir. Meri hukuk sistemimizde herhangi bir düzenleme olmamasına karşın, inanç sözleşmelerinin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgudur.

Uygulamada mesele, 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.

İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.

Somut olaya gelince; iptal ve tescil davalarının taşınmazın kayıt maliki aleyhine açılması zorunludur. Nitekim, eldeki dava kayıt maliki davalı … aleyhine açılmıştır.

Ancak, somut olayın özelliği itibariyle taşınmazın son maliki bakımından iddianın incelenebilmesi için ilk el durumundaki dava dışı… arasındaki hukuki ilişkinin inançlı işleme dayalı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğinde kuşku yoktur. Ne var ki, davacının çekişme konusu taşınmazı devrettiği ilk el durumundaki … davada yer almamıştır.

Hal böyle olunca; davacıdan sonra ilk el durumundaki … davada yer almasının sağlanması, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacı ile … arasındaki temlikin inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, taraflar arasında inanç ilişkisi var ise davalının inanç ilişkisini bilebilecek durumda olduğu gözetilerek davacı tarafından temlik edilen 3/8 pay yönünden davanın kabulüne, aksi takdirde ise davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.05.2018 tarihinde gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.

Dava, inançlı işlem hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil talebine ilişkindir.

Mahkemece iddiaların ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Olayların oluş şekline ilişkin sayın çoğunluk ile aramızda bir ayrılık bulunmamaktadır.

Çoğunluk ile uyuşmazlık konusu, somut olayda zorunlu dava arkadaşlığı bulunup bulunmadığı, bir başka ifadeyle davacıdan taşınmazı satın alan ancak davada taraf olmayan… resen davaya dahil edilip edilemeyeceğine ilişkindir.

Sayın çoğunluğun “Davacıdan taşınmaz satın alan … davada yer almasının sağlanması, ondan sonra davacı ile … arasındaki temlikin inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulması… ” şeklindeki görüşüne katılmak mümkün değildir.

Zorunlu dava arkadaşlığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 59. maddesinde “ Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Devam eden 60. maddede ise “mecburi dava arkadaşları ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır… ” hükmü bulunmaktadır.

İhtiyari dava arkadaşlığında ise dava arkadaşları birbirinden bağımsız hareket ederler.(58.m)

Yine aynı yasanın 24. maddesinde “Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.”, 25.maddede ise “ Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davaranışlarda dahi bulunamaz… ” demektedir.

Somut olay, tapu iptal- tescil davası olup “tarflarca getirilme ilkesine” tabidir. Hiçbir şekilde kamu düzeni ile ilgisi bulunmamaktadır.

Dava, niteliği gereği, dava tarihindeki tapu maliki aleyhine açılmalıdır. Nitekim davacı tapu maliki aleyhine dava açmıştır. Ara malik niteliğindeki şahıs … ise olsa olsa ihtiyari dava arkadaşı olur ki ancak davacının talebi ile davalı olabilir… ile Davalı … birlikte hareket etmek zorunda olmadığı gibi davanın niteliği gereği menfaatleri de çatışmaktadır. Bu davada ispat külfeti davacıya düştüğünden, davanın ispatı açısından önemli olan ara malikin beyanlarının alınması, taraflardan birinin lehine olabileceği gibi aleyhine de olabilecektir. Bu durumda yukarıda belirtildiği üzere mahkeme davacıya yol gösterme durumuna düşecek ki usul yasası bunu yasaklamıştır.

Bir başka açıdan ise, dava dışı şahsın davaya katılması mahkeme tarafından isteniyor ise bu hususun yerine getirilmemesi halinde usulü eksiklikten (somut olayda taraf teşkili yapılmadığından) davanın reddedilmesi gerekir ki eldeki davada bunu söylemek mümkün değildir.

Davacının, inaçlı işlemin ispatına yarayan yazılı bir delili veya delil başlangıcı niteliğinde bir belgesi bulunmamaktadır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru değildir.

Açıklanan bu gerekçelerle yerel mahkeme kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.


YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/10804 Karar : 2017/5605 Tarih : 20.03.2017

  • HMK 59. Madde

  • Mecburi Dava Arkadaşlığı

Davacı vekili, koruyucu anne olarak çalışan müvekkilinin üzerine atılan iftira sonucu haksız olarak işten çıkarıldığını ileri sürerek feshin geçersizliğini, işe iade ile işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen sürelere ilişkin ücret alacağı ve diğer hakların hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı Bakanlık vekili, davacı açısından işveren, … … ve … … İl Müdürlüğü açısından ise alt işveren konumunda olan … Ltd. Şti. ile Yeni Nesil şirketi ortak girişimi ile kurumları arasında bakım ihalesi sözleşmesinin olduğunu, davacının davranışlarının İş Kanununun 25/II-e maddesi ve ihale şartnamesine aykırı olduğunu, bunların davacının sözleşmesinin haklı fesih nedenleri olduğunu, alt işverenin davacının sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak davacının davalı kurum bünyesinde koruma altına alınan çocukların bakımı için tahsis edilen evlerde koruyucu anne olarak çalışmakta iken iş akdinin çocuk evinde kötü muamelede bulunması nedeniyle feshedildiği, dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamından bu durumun açıklığa kavuştuğu, davalı tarafça yapılan feshin geçerli nedenle yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Temyiz :

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Alt işveren işçisi tarafından, feshin geçersizliğine karar verilmesi istemiyle yalnızca alt işveren hakkında veya geçersizlik yahut muvazaa iddiasıyla sadece asıl işveren aleyhine açılan davalarda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçersiz veya muvazaaya dayandığının belirlenmesine bağlı olarak, davalı olarak gösterilen kişinin işçinin gerçek işvereni olmadığının belirlenmesi halinde taraf sıfatı sorunu ortaya çıkmaktadır. Davanın taraf sıfatı yokluğu sebebi ile reddedilmesi halinde, gerçek işverene karşı açılacak davada işçi, çoğunlukla, işe iade davaları için öngörülen bir aylık dava açma süresini kaçırma tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir sonuç işçiyi mağdur edeceği gibi, bir aylık süre geçmemişse yeni bir dava açılmasını gerektirmesi sebebi ile usul ekonomisine de uygun düşmez. Gerek daha önce işe iade davalarına bakan Yargıtay …. Hukuk Dairesince ve gerek Dairemiz tarafından davacının temsilcide yanıldığı veya taraf sıfatında maddi hataya düştüğü kabul edilmek suretiyle taraf değişikliği konusunda mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun katı kuralları aşılarak sorun çözülmeye çalışılmıştır.

Ne var ki, işe iade davası asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açıldığında asıl işveren hakkında taraf sıfatı yokluğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmezken, sadece asıl işveren hakkında dava açılmışsa taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf sıfatında yanılgı olduğunun kabulüne karar verilmesi sözü edilen çözümün çelişkisi olarak dikkat çekmiştir.

Öte yandan, 01…..2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesinde kabul edilebilir yanılgıya dayanan iradi taraf değişikliği taleplerinin mahkemece kabul edilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Ancak sözü edilen düzenlemede taraf değişikliğinin talep şartına bağlanması karşısında, hâkim tarafından bu hususta taraflara hatırlatmada bulunulması mümkün değildir. Bu sebeple talep olmadığı halde, taraf sıfatında maddi hataya düşüldüğünden söz edilmek suretiyle mahkeme kararının bozulmasına yönelik uygulamaya devam edilmesinin, kanunun belirtilen açık düzenlemesi karşısında, mümkün olmadığı görülmektedir.

Hal böyle olunca, Dairemizde yukarıda belirtilen içtihadın yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur.

Mahkemece verilecek hükmün etkisi bakımından mecburi dava arkadaşlığı, maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ve şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu hallerde söz konusu olur (6100 sayılı HMK.m.59). Şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ise, kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denir. Şekli dava arkadaşlığı, gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak için kabul edilmiştir. Bu durumda, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu yoktur. Ayrıca dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemler birbirinden bağımsızdır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun …. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik re’sen yapılması gereken yargısal denetim, ilişkinin taraflarının, yani asıl işveren ve alt işverenin davada yer almalarını ve kendi hukuklarını koruyacak açıklama ve ispat haklarını zorunlu kılmaktadır. Aksince bir düşünce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin …. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Kanun’un 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil eder. Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir.

Görüldüğü üzere, bu çözüm tarzı hem işçi hem de işveren yönünde hukuka uygun maddî ve usûlî bakımdan her iki tarafın haklarını korumasını sağlayan bir çözümdür.

Böyle olunca, işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açılması durumunda, mahkemece, dava hemen reddedilmemeli, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmeli, verilen süre içinde, diğer dava arkadaşına teşmil edilirse davaya devam edilmeli, aksi halde dava usulden reddedilmelidir.

Taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına yönelik olarak yapılacak inceleme sonucunda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna aykırı olarak kurulması veya muvazaaya dayanması halinde feshin geçersizliğine yönelik verilen karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, muvazaaya dayalı ilişkinin diğer taraf ise işe iadenin mali sonuçlarından birlikte sorumlu tutulmalıdır.

Somut olayda dava davalı … ve … … Bakanlığı (… İl Müdürlüğü) huzurunda görülüp sonuçlandırılmıştır.

Dosyaya … tarafından gönderilen davacıya ilişkin hizmet döküm cetveli ile işe giriş ve işten ayrılış bildirgelerine göre davacının fesih tarihi itibariyle son işvereni olarak … Bilişim Ltd. Şti.-Yeni … Sis. Hiz. Ltd. Şti. iş ortaklığı görülmektedir. Davalı Bakanlık ile ortak girişim olarak söz konusu şirketler arasında yapılan ve 01.01.2015-31…..2017 tarihleri arasını kapsayan Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi Müdürlüğü bakım ihale sözleşmesi de dosyada bulunmaktadır.

Mahkemece yapılacak iş; dava dilekçesi ve duruşma gününün iş ortaklığını oluşturan … … … Bil. Tem. Tur. Nak. Yem. Gıda İnş. Med. Teks. Pet. Oto. San.ve Tic. Ltd. Şti. ile … … … Hizm. Bilişim Teknik Yemekçilik Gıda İnş. Tur. Taş. Elektrik Elekt. San. ve Tic. Ltd. Şti.ne de tebliğ edilmek suretiyle husumetin yöneltilerek taraf teşkili sağlandıktan ve adı geçen şirketlerin bildireceği delillerde toplandıktan sonra çıkacak sonuca göre bir karar vermek ve davayı sonuçlandırmaktır.

Mahkemece taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgiliye iadesine, ….03.2017 gününde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/4189 Karar : 2017/2780 Tarih : 14.03.2017

  • HMK 59. Madde

  • Mecburi Dava Arkadaşlığı

Dava, aile konutu olduğu ileri sürülen taşınmazın, davacı eşin rızası alınmadan davalı … tarafından dava dışı tarafından da tapu kayıt maliki İlhami’ye satış yoluyla yapılan devir sonucu oluşan tapu kaydının iptali ile yeniden davalı eş Kenan adına tescili ve taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulması talepli olarak, Kenan ve İlhami aleyhine açılmış, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; dava konusu taşınmazın 26/08/2011 tarihinde davalı erkek eş … tarafından …‘ye, … tarafından da 03/11/2011 tarihinde …‘ye satıldığı anlaşılmaktadır. Dava sonucunda verilecek taşınmazı davalı eşten ilk defa satın alan ve son tapu kayıt malikine taşınmazı satış yoluyla devreden …‘nin de hak ve hukukunu etkileyeceğinden, mahkemece taşınmazı ilk satın alan …‘nin de davaya katılımı sağlanmalıdır. Dairemizin yerleşik içtihatları da bu yöndedir ( sayılı kararları). O halde mahkemece; dava konusu taşınmazı davalı eşten ilk defa satın alan …‘nin de davaya katılımı sağlanarak, gösterdiği takdirde delilleri toplanıp, diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik hasım ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 1.480,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 14.03.2017(Salı)

KARŞI OY YAZISI

Bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek bir hüküm kurulması gereken hallerde mecburi dava arkadaşlığı vardır. (HMKm.59) Mecburi dava arkadaşları ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. (HMK m.60)

Somut olayda; dava konusu taşınmazın davalı … tarafından, davacı kadın eşin açık rızası alınmadan satış suretiyle devri sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil ile aile konutu şerhi konulması isteğine ilişkindir. Dava, erkek eş Kenan ile tapu maliki olan … aleyhine açılmıştır. Davalı … bahsi geçen taşınmazı 26/08/2011 tarihinde kardeşi olan dava dışı Sedat Demirciye, tarafından da 03/11/2011 tarihinde satış yolu ile davalı …‘ye temlik edilmiştir.

Uyuşmazlık; dava konusu taşınmazı davalı …‘dan devir olan ve davalı …‘ye devir eden …‘nin davada taraf olarak gösterilmesinin zorunlu olup olmadığına ilişkindir.

Tapu iptali ve tescil davaları tapu malikine karşı açılır. Dava kabul edildiği takdirde verilecek iptal kararı da tapu malikleri yönünden hukuki sonuç doğuracaktır. Tapu malikleri birden fazla ise onlar arasında Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 59. maddesi anlamında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Eldeki davada ise tek tapu maliki . Nitekim davada da kendisi taraf olarak gösterilmiştir. Ara malik olan dava dışı ise dava tarihin de ve halen tapu maliki değildir. Dolayısıyla davalı … ile arasında mecburi dava arkadaşlığı yoktur.

Gerçekleşen duruma göre, davalılar ile arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmayan …‘nin davada taraf olarak gösterilmesi gerekmemektedir.

Dava dışı Sedat’a davanın ihbar edilmesinin gerekip gerekmediği hususuna gelince, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 61. maddesi “Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.” hükmünü içermektedir. Davalı …‘nin yargılama sırasında davanın ihbarı yönünde mahkemeye ulaşmış bir talebi bulunmamaktadır. Mahkemenin de re’sen davayı ihbar etme yükümlülüğü ve yetkisi yoktur. Kaldı ki dava dışı tarafından yapılan bir müdahale talebi de mevcut değildir. Davanın kabul edilmesi halinde de tapu malikinin devir aldığı ara malike rücu davası açması da imkan dahilindedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı tarafından husumet tam ve doğru olarak yöneltilmiştir, eksik hasım yoktur. İşin esasının incelenmesini düşündüğümden değerli çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.

zorunlu dava arkadaşlığı zorunlu dava arkadaşı nasıl eklenir mecburi dava zorunlu davalı veya davacı eklenebilir mi hmk 59 hmk 60 zorunlu davada davanın reddi zorunlu davacı nasıl eklenir zorunlu davalı ihtiyari dava objektif
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Avrupa Konseyi’nden Osman Kavala Kararı
Avrupa Konseyi’nden Osman Kavala Kararı
Benzin ve Motorin Fiyatlarına Zam
Benzin ve Motorin Fiyatlarına Zam