• Hakkımızda
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
Haber Oran
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Haber Oran
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Ana Sayfa Köşe Yazıları Avukatın Günlüğü

KÖTÜ VE İYİ İNSANLAR: GÜCÜN, ÇÜRÜMENİN VE İNSANİ DEĞERLERİN SINAVI

6 Ocak 2026
in Avukatın Günlüğü
0
0
PAYLAŞIM
2.1k
GÖRÜNTÜLENME
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Venezuela’nın son yirmi yılı, denetimsiz siyasal gücün bir ülkeyi nasıl kurumsal, ekonomik ve insani bir felakete sürükleyebileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Nicolás Maduro yönetimi döneminde demokratik hukuk devleti ilkeleri sistematik biçimde aşındırılmış; kuvvetler ayrılığı fiilen ortadan kalkmış, yargı yürütmenin bir aparatı hâline gelmiş ve hukuki güvenlik yok edilmiştir. Seçimler, halk iradesini yansıtan meşru mekanizmalar olmaktan çıkmış; baskı, hile ve muhalefetin tasfiyesiyle sürdürülen bir iktidar ritüeline dönüşmüştür. Basın özgürlüğünün bastırılması ve kamusal denetimin ortadan kaldırılması, devlet yönetiminde sorgulamayı imkânsız kılmıştır.

Bu siyasal çürüme, derin bir suç ekonomisiyle iç içe ilerlemiştir. Maduro ve çevresindeki dar kadronun —ailesi, kilit bakanlar ve güvenlik bürokrasisinin üst kademeleri dâhil— kokain kaçakçılığı, yasadışı altın ve demir madenciliği, hileli petrol satışları, gıda ve ilaç ithalatından komisyonlar ve kirli döviz ticareti gibi faaliyetlerin merkezinde yer aldığına dair ciddi ve yaygın iddialar bulunmaktadır. Bu yapı, ideolojik bir “sosyalist hükümet”ten ziyade, devlet aygıtını ele geçirmiş organize bir suç düzenini andırmaktadır. Nepotizm, kayırmacılık ve yolsuzluk, istisna değil yönetimin asli işleyiş biçimi hâline gelmiştir.

Petrol gelirlerine aşırı bağımlı ekonomi çökerken bedeli halk ödemiştir: hiperenflasyon, işsizlik, gıda ve ilaç kıtlığı, kitlesel yoksullaşma ve yaygın insan hakları ihlalleri. Milyonlarca insan ülkeyi terk etmiş; Venezuela, tarihin en büyük göç ve beyin göçü dalgalarından birine sahne olmuştur. Buna karşın yasadışı gelirler, Maduro’ya sadık dar bir çevreye, güvenlik güçlerine ve paramiliter yapılara akmış; baskı aygıtı bu kaynaklarla finanse edilmiştir.

Bu noktada sıkça başvurulan “sürekli dış güçler ve düşman söylemi”, gerçeği açıklamak yerine sorumluluğu gizleyen bir kolaycılıktır; topu taca atmaktır. Esas olan, demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler ile hukuk için verilen mücadeledir. Dış güçler, içeride işbirliği yapan iç güçler olmadan sonuç alamaz; bu nedenle yalnızca dışarıyı suçlamak hem sahte bir kahramanlık hem de hesap vermekten kaçıştır. Üstelik bu söylem, basın özgürlüğünün kısıtlanmasına, eleştirenlerin susturulmasına ve muhaliflerin “hain” ilan edilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu bakımdan dış güçlerden önce iç güçler, kaynak yönetimi, adaletsizlik, kayırmacılık, nepotizm ve yolsuzluk sorgulanmalıdır. Venezuela’da bu iç sorgulama yapılmadığı için, toplumun önemli bir kesimi yalnızca tepkisiz kalmamış; ülkeye yönelik dış müdahaleleri, mevcut düzenden kurtuluş umuduyla sevinçle karşılayan bir ruh hâline de sürüklenmiştir.

Ancak “kötü insan” profili yalnızca yerel diktatörlerle sınırlı değildir. Bir başka ülkenin seçilmiş liderini ve eşini “narko-terör” gerekçesiyle yakalayıp zorla kendi ülkesine götürmeyi, ardından o ülkenin petrolünün kendi şirketleri tarafından çıkarılacağını ve yönetimin fiilen dışarıdan şekillendirileceğini ilan etmeyi meşru gören anlayış; uluslararası hukukun açık ihlalidir. Devletlerin egemen eşitliği, iç işlerine karışmama ve kuvvet kullanma yasağı, Birleşmiş Milletler düzeninin temelidir. Eğer bir lider suç işlemişse, bunun meşru adresi Uluslararası Adalet Divanı veya Uluslararası Ceza Mahkemesi’dir; tek taraflı zor kullanma ve fiilî el koyma değildir.

Daha vahimi, bu yaklaşım insanı bir amaç değil, araç olarak görür. Bir toplumun doğal kaynaklarını ele geçirmek için o toplumun iradesini, refahını ve onurunu yok saymak; kendi kaderini tayin hakkını bütünüyle reddetmektir. Narko-terör söylemi, çoğu zaman petrol, nadir toprak elementleri ve jeostratejik çıkarlar gibi maddi hedefleri gizleyen bir meşrulaştırma perdesine dönüşmektedir. İnsanların yoksulluğu, göçü ve acısı; bu çıkar hesaplarının tali bir “yan etkisi” olarak görülmektedir.

Tüm bu karanlık tabloya rağmen tarih, gücü hoyratça kullananlardan çok iyi insanlar sayesinde ilerlemiştir. Yunus Emre’nin “Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü” sözü; insan onurunu, merhameti ve evrensel ahlakı merkeze alan bir dünya görüşünün özlü ifadesidir. Mevlânâ’nın hoşgörüsü, Kant’ın insanı araç değil amaç olarak gören ahlak anlayışı, Mandela’nın intikam yerine uzlaşıyı seçen siyaseti; adalet, hakkaniyet, empati, dürüstlük ve özgürlüklerin yalnızca ahlaki idealler değil, kalıcı barışın ve gerçek refahın temeli olduğunu göstermiştir.

Bugün yükselen faşist ve popülist liderler, iddia ettikleri gibi dünya kamuoyunun sesi değildir. Sessiz çoğunluk; baskı değil adalet, sömürü değil onurlu refah, korku değil özgürlük istemektedir. İnsanlığı ileri taşıyanlar, gücü sınırsızca kullananlar değil; ilkeye sadık kalanlar olmuştur. Kant, insanı hiçbir koşulda yalnızca bir araç olarak görmeyen ahlak anlayışıyla hukukun ve özgürlüğün felsefi temelini atmış; Mandela, kendisine yapılan onca zulme rağmen intikamı değil uzlaşmayı seçerek ülkesini iç savaştan kurtarmıştır. Yunus Emre, sevgiyi ve merhameti kimliklerin üzerine taşıyarak insan onurunu merkeze koymuştur. İşte bu isimlerin ortak paydası; gücü değil hukuku, korkuyu değil vicdanı, çıkarı değil insanı esas almalarıdır. Kalıcı ve meşru bir dünya düzeni, sandalyeyi zorla çekenlerin değil; insanı amaç bilen, adaleti ve merhameti rehber edinenlerin çizdiği yolda Yunus Emre’nin diliyle “gönül yapanlar” olmuştur. Kalıcı ve meşru bir dünya düzeni ancak insanı merkeze alan, hukuku üstün tutan ve evrensel insani değerleri koruyan bu çizgide mümkündür.

Etiket: adaletbarış ve uzlaşıdemokrasi krizidevletin çöküşüdiktatörlükdoğal kaynaklaregemenlik ihlaliekonomik çöküşempatietik siyasetevrensel değerlerfaşizmgöç ve beyin göçühakkaniyethukuk devletiinsan haklarıinsan onuruKant ahlakıküresel güç siyasetikuvvetler ayrılığımerhametotoriterliközgürlükpopülizmsömürü düzenisuç ekonomisiuluslararası hukukyolsuzlukyunus emre
  • Popüler
  • Yorumlar
  • En Yeni

Yarısı doldurulmuş bir bardağın ne kadarı boştur?

23 Mayıs 2020

ODTÜ’de okuyorum diyen biri nerede okuyor olabilir?

15 Aralık 2019

Bugs Bunny’nin rakiplerinden kırmızı saç, sakal ve bıyıklara sahip, çabuk sinirlenen, maden arayıcısı, haydut ve kovboyun adı nedir?

20 Şubat 2017

Daireye üst kattan veya çatıdan su sızarsa, ya da yağmur suyu basarsa ne yapılmalıdır?

27 Eylül 2018

Mirasçılık Belgesi almak için mirasçı olmaya gerek yok!

0

Brezilyalı Futbol Efsanesi Pele Hayatını Kaybetti

0

2023 Yılı Asgari Ücret 8500 TL Oldu

0

Volvo Yedek Parça Ankara İçinde Nereden Alınır?

0

OKUMAK: BİR KİTABI DEĞİL, HAYATI OKUMAK

4 Temmuz 2026

Devletleri Ayakta Tutan Asıl Güç: Liderler mi, Kurallar mı, Kurumlar mı, Yoksa Evrensel Değerler mi?

3 Temmuz 2026

Gerçeğe Saygı, Hukuki Güvenlik ve Tedbir Kararlarının Sınırı

26 Mayıs 2026

İHTİYATİ TEDBİR

22 Mayıs 2026
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.