
Mahkeme kararlarının icrası bakımından temel kural, kararların kesinleşmeden de uygulanabilmesidir. Çünkü özellikle para alacaklarına ilişkin kararlarda, hükmün sonradan bozulması halinde ödenen miktarın geri alınması mümkündür. Ancak hukuk düzeni, geri dönüşü imkânsız veya son derece güç sonuçlar doğurabilecek bazı kararlar bakımından kesinleşme şartını aramaktadır. Bu nedenle gayrimenkulün aynına ilişkin kararlar ile kişi hukukuna dair kararlar kesinleşmeden uygulanamaz. Örneğin bir tapu iptal ve tescil kararının kesinleşmeden uygulanması halinde taşınmaz üçüncü kişilere devredilebilir ve geri dönüşü çok ağır sorunlar doğurabilir. Yine boşanma veya ad değişikliği kararlarının kesinleşmeden uygulanması halinde ortaya çıkacak hukuki karmaşa açıktır.
İhtiyati tedbir ve yürütmenin durdurulması kararları ise esasında geçici koruma araçlarıdır. Amaç, davanın sonucunu peşinen belirlemek değil; dava sonuna kadar telafisi güç zararların doğmasını önlemektir. Örneğin bir taşınmazın dava süresince satılmasının engellenmesi için ihtiyati tedbir konulabilir. Burada mülkiyet hakkı malik üzerinde kalmaya devam eder, yalnızca tasarruf yetkisi geçici olarak sınırlandırılır. Benzer şekilde idari yargıda da hukuka aykırı bir yıkım işlemi nedeniyle bina tamamen ortadan kalkmadan önce yürütmenin durdurulması kararı verilmesi mümkündür. Çünkü bina yıkıldıktan sonra zararın giderilmesi çoğu zaman imkânsız hale gelir. Dolayısıyla hem ihtiyati tedbir hem de yürütmenin durdurulması kurumlarının temel mantığı, geçici ve ölçülü koruma sağlamaktır. Bu nedenle davanın sonucunu fiilen gerçekleştiren, çekişmeyi ortadan kaldıran nitelikte tedbir kararları verilmesi usul hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Nitekim örneğin bir kanal veya geçit hakkı uyuşmazlığında, tedbiren geçişin sağlanması çoğu zaman davanın sonucunu peşinen gerçekleştirmek anlamına geleceğinden kabul edilmez.
Kanaatimizce aynı yaklaşım, tüzel kişilik yapısını ve demokratik temsil düzenini doğrudan etkileyen siyasi parti kongreleri bakımından da geçerli olmalıdır. Bir siyasi partinin genel kurulunun kesin hükümsüz sayılması, buna bağlı olarak sonraki tüm kongrelerin iptal edilmesi ve eski yönetim ile teşkilatların tedbiren yeniden göreve getirilmesi yönündeki bir karar; klasik anlamda geçici koruma tedbirinin sınırlarını aşabilecek niteliktedir. Çünkü ihtiyati tedbirin amacı uyuşmazlığı çözmek değil, yalnızca mevcut durumu koruyarak ileride verilecek hükmün etkisiz kalmasını önlemektir. Oysa burada tedbir, geçici bir önlem olmaktan çıkarak davanın sonucunu fiilen uygulayan ve çekişmeyi büyük ölçüde sona erdiren bir niteliğe dönüşmektedir.
Özellikle “kesin hükümsüzlük” kararı; siyasi partinin yönetim yapısını, temsil yetkisini ve teşkilat düzenini doğrudan değiştiren inşai sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle böyle kararların kesinleşmeden uygulanmaması gerektiği yönündeki yaklaşımın temelinde, geri dönüşü son derece güç hatta imkânsız sonuçların önlenmesi düşüncesi bulunmaktadır. Zira bir siyasi partinin yönetiminin mahkeme kararıyla değiştirilmesi yalnızca özel hukuk uyuşmazlığı değil; demokratik temsil, örgütlenme özgürlüğü, seçmen iradesi ve siyasal hayat bakımından da doğrudan sonuç doğuran bir meseledir. Bu nedenle temyiz incelemesi tamamlanmadan fiilen uygulanmasının sağlanması, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından ciddi tartışmalar ortaya çıkarabilir.
Diğer taraftan ihtiyati tedbir kurumu ile ortaya çıkan sonuç arasında da önemli bir orantısızlık bulunmaktadır. Çünkü ihtiyati tedbir; taşınmazın satışının önlenmesi, mal kaçırılmasının engellenmesi veya mevcut durumun korunması gibi geçici ve ölçülü koruma araçları için öngörülmüştür. Buna karşılık bir siyasi partinin yönetim organlarının ve teşkilat yapısının mahkeme tedbiriyle yeniden şekillendirilmesi, geçici koruma sınırını aşarak fiilen nihai hükmün uygulanması sonucunu doğurabilmektedir.
Benzer şekilde idari yargıda yürütmenin durdurulması kararı da ancak işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi imkânsız zararların doğacak olması halinde verilebilir. Ancak aylarca, yıllarca uygulanmış bir işlem bakımından “acil ve telafisi imkânsız zarar” ölçütünün ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Çünkü burada söz konusu olan yalnızca bireysel bir hak değil; milyonlarca insanın iradesi, demokratik temsil ve siyasal istikrar meselesidir.
Bu nedenle siyasi partiler gibi kamu düzeni ve demokratik hayat bakımından özel öneme sahip yapılarda, ihtiyati tedbir kurumunun son derece dar, ölçülü ve istisnai uygulanması gerekir. Aksi halde geçici koruma amacıyla düzenlenen tedbir mekanizmasının, fiilen siyasal alanı şekillendiren ve nihai sonucu peşinen uygulayan bir araca dönüşmesi riski ortaya çıkabilir.