• Hakkımızda
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
Haber Oran
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Haber Oran
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Ana Sayfa Köşe Yazıları Avukatın Günlüğü

DİKİZ AYNASINA BAKMA!

31 Ağustos 2026
in Avukatın Günlüğü
0
0
PAYLAŞIM
55
GÖRÜNTÜLENME
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Cumhuriyet, Geçmişin Kavgalarından Geleceğin Ortaklığına

Bir süre önce bir sulh ve uzlaşma protokolü hazırlanıyordu. Taraflar, karşılıklı fedakârlıklarla geçmişteki sorunları geride bırakıp herkesin kazanacağı bir çözüm üzerinde anlaşmışlardı. Tam bu sırada taraflardan biri geçmişte yaşanan ve yeniden sorun çıkarabilecek bir konuyu gündeme getirdi. Diğeri ise kısa ama anlamlı bir cümle söyledi:

“Dikiz aynasına bakma!”

Bu söz bende kaldı. Çünkü bazen barışabilmenin, birlikte yaşayabilmenin ve geleceğe yürüyebilmenin şartı gerçekten de budur: Geçmişi bilmek ama geçmişin esiri olmamak.

Geçmiş unutulamaz; hatalar araştırılır, haksızlıklar konuşulur, tarih belgelerle incelenir. Fakat geçmiş, bugünün insanlarını birbirine düşman etmek ve geleceği engellemek için sürekli yeniden üretiliyorsa tarih olmaktan çıkar, düşmanlık ve ayrışma aracına dönüşür.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı geçmişi inkâr etmek değil; geçmişi anlayarak geleceğe bakabilmektir.

Cumhuriyet Bir Günde Kurulmadı

Türkiye Cumhuriyeti’ni yalnızca 29 Ekim 1923’te ilan edilmiş bir yönetim biçimi olarak görmek eksik olur. Cumhuriyet’in temelleri Millî Mücadele sırasında atılmıştır.

23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla egemenliğin kaynağının hanedan veya kişisel irade değil, millet olduğu ortaya konulmuş; 1921 Anayasası’nda “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir” denilmiştir.

1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış, Lozan’la bağımsızlık uluslararası alanda tescillenmiş, 13 Ekim 1923’te Ankara başkent olmuş ve 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Dolayısıyla Cumhuriyet, bir gecede yaratılmış bir sistem değil, millî egemenlik düşüncesinin siyasal ve hukuki bir sonuca ulaştırılmasıdır.

Taha Akyol’un Atatürk’ün Anayasası 1924 çalışmasında vurguladığı önemli noktalardan biri de Cumhuriyet’in kuruluşunun yalnızca Mustafa Kemal’in kişisel iradesiyle açıklanamayacağıdır. Cumhuriyet’in anayasal karakteri, TBMM’deki farklı görüşlerin, tartışmaların ve tercihlerin içerisinde şekillenmiştir.

Bu nedenle Cumhuriyet’i anlamak, yalnızca kurucuların ne istediğine değil, Meclis’te nelerin tartışıldığına ve hangi anayasal tercihlerin yapıldığına da bakmayı gerektirir.

Cumhuriyet’in Anlamı

Cumhuriyet yalnızca devlet başkanının seçimle belirlenmesi değildir. Esas mesele egemenliğin millete ait olmasıdır.

Fakat bunun gerçek anlamına ulaşabilmesi için vatandaşların yalnızca seçim günü değil, hayatın her alanında eşit yurttaşlar olarak kabul edilmesi gerekir.

Cumhuriyet’in ilan edildiği dönem açısından bakıldığında, eşit yurttaşlık, birey olma bilinci, özgürlüklerin genişletilmesi, bilimin ve aklın öne çıkarılması ve millî iradenin esas alınması son derece ileri bir siyasal ve toplumsal hedefi ifade ediyordu.

Ancak Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte bütün demokratik sorunların bir anda ve eksiksiz biçimde çözüldüğünü düşünmek de tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz. Bir sistemin kendi dönemine göre son derece ileri olması, gelecekte daha ileri demokrasi, daha fazla özgürlük ve daha güçlü hukuk devleti hedeflerinin gereksiz olduğu anlamına gelmez.

Tam tersine, tekâmül esastır. İnsan hakları, özgürlükler, demokrasi ve hukuk anlayışı zaman içinde gelişir. Dün için ileri olan bir düzen, bugün daha ileri standartların başlangıç noktası olabilir.

Bu nedenle Cumhuriyet’i, kurulduğu gün ulaşılmış ve artık tamamlanmış bir siyasi proje olarak değil; sürekli daha özgür, daha adil, daha demokratik ve daha çağdaş bir toplum kurma iradesinin başlangıcı olarak görmek gerekir.

Çağdaş Cumhuriyet; hukuk devleti, adalet, liyakat, düşünce ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, farklı yaşam biçimlerinin bir arada yaşayabilmesi, çoğulculuk ve devlet gücünün hukukla sınırlandırılması demektir.

Hiçbir kişi, makam, parti veya toplumsal kesim milletin üzerinde değildir.

Cumhuriyet Karşıtlığı Nasıl Beslenir?

Türkiye’deki Cumhuriyet karşıtlığını yalnızca “cehalet” ile açıklamak doğru olmaz. Ancak bilgi eksikliği, araştırmama, sorgulamama, kulaktan dolma tarih anlatıları, aileden aktarılan hafıza, propaganda, dezenformasyon ve grup aidiyeti önemli etkenler olabilir.

İnsan bazen bir düşünceyi doğru olduğu için değil, “bizim düşüncemiz” olduğu için savunur.

Böylece tarih araştırılacak bir alan olmaktan çıkar, kimlik göstergesine dönüşür.

“Biz böyle düşünüyoruz.”

“Bizim büyüklerimiz böyle anlattı.”

“Onlar Cumhuriyetçi.”

“Ben onlardan değilim.”

Sonunda soru “Bu doğru mu?” olmaktan çıkar, “Bizden misin, onlardan mı?” haline gelir.

Oysa bir iddianın sürekli tekrarlanması onu gerçek yapmaz.

Tekrar, kanıt değildir.

Tarih konusunda sorulması gerekenler bellidir:

Belgesi nerede? Kim söylüyor? Kaynak ne diyor? Aynı olayı başka kaynaklar nasıl anlatıyor? Hangi bilgiler dışarıda bırakılmış?

Eleştirel düşünce burada başlar.

Fakat İfrat da Tefrit de Tehlikelidir

Cumhuriyet karşıtlığını eleştirirken diğer tarafın hatalarını görmezden gelmek de doğru değildir.

Bir tarafta Cumhuriyet’i ve kurucularını araştırmadan reddeden bir anlayış varsa, diğer tarafta Cumhuriyet’i savunmak adına onu dogmaya dönüştüren, farklı yaşam biçimlerine, dini hassasiyetlere ve düşüncelere üstenci biçimde yaklaşan bir anlayış da bulunabilir.

Biri Cumhuriyet’i reddeder.

Diğeri Cumhuriyet adına insanları küçümser.

Biri geçmişin öfkesini taşır.

Diğeri geçmişin kalıplarını dokunulmazlaştırır.

İki yaklaşım da farklı olana tahammülsüzleştiğinde toplumu böler.

Oysa dini hassasiyeti olan bir insanın cahil olduğu; başörtülü bir kadının bilimden uzak olduğu; muhafazakâr bir yurttaşın demokrasi karşıtı olduğu varsayılamaz.

Aynı şekilde modern giyinmek, seküler olmak veya Cumhuriyet’i savunmak da kimseyi diğerlerinden üstün kılmaz.

Modernlik üstünlük değildir. Muhafazakârlık cehalet değildir. Laiklik dinsizlik değildir. Dindarlık demokrasi karşıtlığı değildir. Eleştiri düşmanlık değildir. Saygı da kutsallaştırma değildir.

Bir insanı farklı olduğu için küçümsemek, onu adeta “hizmet edeceği” veya “itaat edeceği” bir sınıfa ait görmek hangi taraftan gelirse gelsin kabul edilemez.

Çünkü Cumhuriyet’in özü, efendi-kul ilişkisinin yerine eşit yurttaşlık ilişkisini koymaktır.

Devrimler Dondurulmuş Değildir

Cumhuriyet’i kuran aklın önemli özelliklerinden biri aklı, bilimi ve ilerlemeyi esas almasıdır.

Bu nedenle Cumhuriyet devrimlerini de değişmez, dokunulmaz ve tarihsel olarak tamamlanmış kalıplar haline getirmek doğru değildir.

Cumhuriyet’in kuruluşunu, çağının şartları içinde çok ileri bir dönüşüm olarak görmek başka şeydir; o dönüşümün insanlığın demokrasi ve özgürlük yolculuğunun son noktası olduğunu düşünmek başka şeydir.

Cumhuriyet 100 yılı aşkın bir süre önce kurulmuştur. O günün dünyasıyla bugünün dünyası aynı değildir. İnsan hakları, özgürlükler, çoğulcu demokrasi, kadın-erkek eşitliği, bireysel haklar, hukuk devleti ve katılımcı yönetim anlayışı geçen yüzyıl boyunca önemli ölçüde gelişmiştir.

Dolayısıyla Cumhuriyet’in bugün hâlâ çağdaş olması, onun hiçbir zaman değişmemesi değil; temel değerlerini koruyarak kendisini çağın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirebilmesidir.

Bilim gelişir.

Teknoloji gelişir.

Hukuk gelişir.

İnsan hakları ve demokrasi anlayışı gelişir.

Toplum değişir.

O halde Cumhuriyet’in çağdaşlaşma iddiası da sürekli gelişmelidir.

Cumhuriyet’i kuran zihniyet:

“Böyle gelmiş, böyle gider.”

dememiştir.

“Daha ileri nasıl gidebiliriz?”

diye sormuştur.

Bugün de aynı soruyu sormalıyız.

Cumhuriyet’in kazanımlarını korurken onları evrensel insan hakları, özgürlük, hukuk devleti, demokrasi, bilim ve teknoloji doğrultusunda daha ileri taşımak gerekir.

Cumhuriyet’i geçmişteki bir fotoğraf olarak değil, geleceğe doğru yürüyen canlı bir fikir olarak görmek gerekir.

Ne Kör Düşmanlık Ne Kör Bağlılık

Türkiye’nin ihtiyacı iki uçtan birini seçmek değildir.

Ne:

“Cumhuriyet’in hiçbir değeri yoktur.”

demek…

Ne de:

“Cumhuriyet’in geçmişteki hiçbir uygulaması sorgulanamaz.”

demek…

Doğru olan:

Cumhuriyet’in temel değerlerini korumak, fakat onları sürekli geliştirmektir.

Bunun adı eleştirel sadakat olabilir.

Kurucularına saygı duymak ama onları kutsallaştırmamak…

Geçmişin başarılarını takdir etmek ama hatalarını da görebilmek…

Cumhuriyet’i savunmak ama Cumhuriyet adına farklı insanları küçümsememek…

Eleştirmek ama düşmanlaştırmamak…

Ve bugünün sorunlarını yalnızca dünün kalıplarıyla çözmeye çalışmamak…

Cumhuriyet’i sevmek, onun eksiklerini görmeye engel değildir. Aksine, gerçekten sahip çıkmak, onu daha ileri taşıma sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Son Söz: Dikiz Aynasına Bak, Ama Orada Yaşama

Araba kullanırken yalnızca dikiz aynasına bakarsanız önünüzdeki yolu göremezsiniz.

Dikiz aynası geçmişi gösterir; istikamet ise ön camdan görülür.

Türkiye geçmişini bilmek zorundadır.

Geçmişteki doğruları da yanlışları da öğrenmelidir.

Fakat geçmişin kavgalarını sonsuza kadar taşımak zorunda değildir.

Cumhuriyet’i savunmak, Cumhuriyet karşıtlarını aşağılamak değildir.

Cumhuriyet’i eleştirmek de Cumhuriyet düşmanlığı değildir.

Kuruculara saygı duymak, onları putlaştırmak değildir.

Farklı düşünmek de düşmanlık değildir.

Asıl mesele, insanı kimliğinden, kıyafetinden, inancından veya düşüncesinden önce insan olarak görebilmektir.

Çünkü Cumhuriyet’in başarısı toplumun yarısının diğer yarısını yenmesi değildir.

Asıl başarı; farklı insanların birbirlerinden korkmadan, birbirlerini aşağılamadan, eşit ve özgür yurttaşlar olarak aynı ülkede yaşayabilmesidir.

Türkiye’nin ihtiyacı birbirini yenmek değil, birlikte yaşayabilmektir.

Birbirimizi susturmak değil, dinlemektir.

Birbirimizi küçümsemek değil, anlamaktır.

Geçmişin düşmanlıklarını miras almak değil, geleceğin ortaklığını kurmaktır.

Bu nedenle artık hep birlikte şunu söyleyebilmeliyiz:

Geçmişi bil; fakat geçmişte yaşama.

Kurucularını anla; fakat onları putlaştırma.

Cumhuriyet’i savun; fakat onu dogmaya dönüştürme.

Farklı düşünenden korkma, farklı yaşayandan nefret etme.

İnsanı, önce insan olarak gör.

Çünkü bizi bir arada tutacak olan hepimizin aynı olması değil;

hepimizin eşit insan ve eşit yurttaş olduğumuzu kabul edebilmemizdir.

Etiket: akıl ve bilimatatürkAtatürkçülükbirlikte yaşama kültürüçağdaşlaşmaçoğulculukcumhuriyetCumhuriyetçilikdemokrasieleştirel düşünceeşit yurttaşlıkhoşgörühukuk devletiinsan haklarılaiklikliyakatmilli egemenlikmilli iradeModernleşmeözgürlüktoplumsal barışuzlaşma
  • Popüler
  • Yorumlar
  • En Yeni

Yarısı doldurulmuş bir bardağın ne kadarı boştur?

23 Mayıs 2020

ODTÜ’de okuyorum diyen biri nerede okuyor olabilir?

15 Aralık 2019

Bugs Bunny’nin rakiplerinden kırmızı saç, sakal ve bıyıklara sahip, çabuk sinirlenen, maden arayıcısı, haydut ve kovboyun adı nedir?

20 Şubat 2017

Daireye üst kattan veya çatıdan su sızarsa, ya da yağmur suyu basarsa ne yapılmalıdır?

27 Eylül 2018

Mirasçılık Belgesi almak için mirasçı olmaya gerek yok!

0

Brezilyalı Futbol Efsanesi Pele Hayatını Kaybetti

0

2023 Yılı Asgari Ücret 8500 TL Oldu

0

Volvo Yedek Parça Ankara İçinde Nereden Alınır?

0

DİKİZ AYNASINA BAKMA!

31 Ağustos 2026

MİLLİYETÇİLİK: AİDİYETİN ASİL HÂLİ Mİ, ÜSTÜNLÜK İDDİASININ KILIFI MI?

30 Ağustos 2026

Kutsal Değerlerin Gölgesinde Güç, İstismar ve Hukuk

16 Ağustos 2026

NATO’da Silahsızlanma ve Rusya’nın da Dahil Olduğu Yeni Bir Güvenlik Mimarisi Mümkün mü?

18 Temmuz 2026
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.