Şehrin Ufkuna Tecavüz
Avukatın Günlüğü

Şehrin Ufkuna Tecavüz

 

                                                

                                                             Şehrin Ufkuna Tecavüz

                       Daha önce “Ağlayanın malı gülene hayır etmez” başlıklı yazımızda “ünlü” bir yazarımızın “icradan mal alınmasının yasal, ama helal olmadığı” cümlesini eleştirmiştim. 
                        Kimi yazarlar veya konuşmacılar, yazının ve konuşmanın şehvetine kapılabilirler. 
                        Yazının şehveti ise; “Her konuda belden aşağı vurmak ya da belden aşağı düşünmek” şeklinde olabilir. Ya da "hamaset ve nefret" söylemleri ile yeni tabir ile "duyar kasmak" biçiminde de tezahür edebilir.
                        Ya da, “Konuyu yakalamışsınız, karşınızdakinin kaçacak hali yok, hatasını anlamış, kıvranıp duruyor, fırsat bu fırsat deyip yüklenir misiniz?” Bu da yazının şehvetine kapılmaktır.  Kimse size bir şey demese de, kişinin vicdanı sızlamaz mı? Yani, her işte olduğu gibi öncelikle kendimiz olmak üzere insaflı olmalıyız.  
                        Konuşmacının şu cümlesi, “"Asıl olan, hakkın helal edilmesi olmalıdır. Asıl olan helalleşmek olmalıdır. Helalleşmek Mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır.? Mutlaka katıldığımız bu cümle doğrudur.
                        Ama o konuşmada geçen, “İmar ruhsatı olan bir müteahhit,  şehrin ufkuna tecavüz ederken, yasal olarak suçsuzdur ama helal değildir!" cümlesi, kabul edilemez, fahiş hatalı bir cümledir. Bilgi ve tecrübe eksikliğine dayalı, popülist ve son moda ergen jargonunda yer alan karşılığı ile “duyar kasmak”tır. Kaldı ki, siz "ruhsat" almış bir kişi hakkında bunu söyleyemezsiniz, ruhsat yasal işlemin başlangıcıdır. Varsa bir hukuka aykırılık bunu bildirmek durumundasınız.
                           Ne demek “şehrin ufkuna tecavüz etmek?” böyle bir deyim "Türk dili" jargonunda yoktur. Ama mesele o değil!
                           Birinci vahim durum, “şehrin ufkuna tecavüz” sınırları belirlenmediği için herkes töhmet altındadır. Bir katlı “3 metre” yükseklikteki ev mi tecavüzcüdür, yoksa 11 katlı olan ve “33” metre yükseklikte olan mı, ya da  77 kat ve “231” metre yükseklikte olan mı yoksa 500 metre yükseklikte olan mı? Ya da 828 metrelik yüksekliğe sahip Burj Khalifa mı tecavüzcüdür?
                           Yukarıdaki belirsizlik bir yana konuşmada “elmalarla armutlar” karıştırılmıştır. Şu denilse doğru idi, “…önce çok ucuz rakamlarla yeşil alanı satın alarak, ardından bu yeri konuta çevirerek, yükseklik serbest nizamda emsal ise 4,5 alırsanız” bu helal değildir. Aslında durum yasal da değildir, açıkça hukuka aykırıdır, işlem sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırıdır, iptali de hukuk devletinde zorunludur. Yoksa, hukuka uygun 600 metre yükseklikte bir bina da yapsanız, yasaldır ve helaldir. 
                            Bilindiği gibi imar planları bir düzenleyici işlemdir. Bu planlar kesinleştikten sonra bir takım mülahazalarla, siyasi saiklerle, akraba kayırmacılığı ile, rüşvet ile bu plan notlarını değiştirek, “1” olan emsali “4,5”emsale çıkarırsanız bu  helal değildir, aslında yasal da değildir. Görünürde yasal olması veya yaptırıma tabi olmaması ise sadece “hukuk devleti” kavramının iyi işlemediği, yargının da “bağımsız ve tarafsız” olmadığının göstergesidir.
                             Öyle zeminler, coğrafi bölgeler vardır ki, jeolojik ve zirai yapıları gereği tek kat yapılmak gerekebilir, hiç yapılmayadabilir, ama bazı yöreler vardır ki, planlama gereği 300 metre yükseklikte özel proje yapılması da gerekebilir. Bu doğaldır, tecavüz ile hiç ilgisi yoktur. Yeter ki, hukuka uygun planlama olsun, "rant" amacı güdülmesin, adil bir planlama olsun ve sübjektif kayırma olmasın, yani kamu yararı bulunsun!

                           Bunun da hem hukuk devletinin tüm idari kurumları ve kuralları ile bağımsız ve tarafsız yargısı ile denetlenmesi sağlansın.

                           Diğer denetim ise kamu oyu denetimidir: Bu denetim yönteminde, bireylerin tek tek veya toplu olarak yazılı, sözlü veya gösteri yaparak, fikir ve düşüncelerini, idarenin yanlış buldukları eylem ve işleminin geri alınmasını, sonuçlarının tazminini, eylem ve işlemin kendi istekleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesini istemeleri, bunun için de kamu makamlarını uyarma, kınama, protesto etme, aydınlatma, etkileme vb. yöntemleri kullanmaları sık karşılaşılan durumlardır. Kamuoyunun rahatsızlık duyduğu konularda uyarı için umumi yerlerde broşür, duyuru, bildiri dağıtılması, bunların posta kutusuna bırakılması, umumi yerlerde bağış, yardım toplanması, posterler ve sembollerin asılması, yurttaşlık hakları gösterileri ve boykotlar, grevler gerçekleştirilmesi de bu çerçevede ele alınmaktadır. Yine, kamuoyu denetiminde bireysel hareketlerin de yönetim üzerinde etkisi olmakla birlikte, sivil toplum örgütlerinin ve geniş kitlelerin etkisi daha çok olmaktadır.

                            Temel hak ve özgürlükler bağlamında “basın özgürlüğü” ile "basın" yolu denetlenmesi ve gündeme getirilmesi, hatta,  Anayasa'nın 34. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Hükmü ile hukuka aykırılık karşısında da toplanarak tepki ve protesto imkanları da sağlanabilmelidir. Anayasanın bu maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin izin alma koşuluna bağlanamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Bu tür toplantıları da "demokratik hukuk devleti"nin bir gereği saymak, bu tür toplantıların da barış içinde gerçekleşebilmesi için emniyetin de seferber olması gereklidir.  Bağımsız ve tarafsız yargı denetimi, kamuoyu denetimi ve özgür basın işlevini yerine getirdiğinde  "kanuna uygun, ama helal değil" deme durumu da ortadan kalkacaktır. 

                         Hukuk devletinin şeffaf olması, eylem ve işlemlerin "öngörülebilir" ve "belirli" olması prensibi ile de tüm vatandaşların her şeyi açıklıkla bilmesi de esas olmalıdır. Yine çeşitli şekillerde eleştiri yapanları da “hainlikle veya farkı söylemlerle suçlamak ve hakaret etmekte ayıplanmalıdır, böyle bir kültür oluşmalıdır, bu tür eleştiri karşıtı tavırlar toplumda kabul görmemelidir. İşte o zaman, her yasal olan, aynı zamanda helal olacaktır. Güncel ifade ile “duyar kasmak” biçiminde kayıtsız şartsız yüksek yapıları ve yapanları "şehrin ufkuna tecavüz" ediyor şeklinde suçlama çirkinliğine de rastlanılmayacaktır. "Yasal ama helal değil" ifadeleri  “hukuk devleti”nde olmaz, olamaz. Bu konuşma yetkililer önünde yapılabiliyor ise bu alkışlanmaz, dinleyenlerin yüzlerinin kızarması veya onurlu bir şekilde  istifa etmeleri gerekir. Ya da bu tarz eleştiri yerine "hukuk devleti"nin işlerliği konusunda eleştiriler geliştirilmesi daha yerinde olacaktır. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
Mutlu ve Müreffef Toplum ve Erdemli Siyaset Mümkün Müdür?
Mutlu ve Müreffef Toplum ve Erdemli Siyaset Mümkün Müdür?