
Bu yazı, bir duruşmada hakimin sarf ettiği iki cümleyi aktarmak amacıyla kaleme alınmıştır. Geçtiğimiz hafta Ankara Merkez Adliyesi dışındaki bir mahkemede duruşmamız vardı. Duruşmalara genellikle katılmam, ancak o gün ofiste bulunmayacak olmam ve ekibimizdeki avukatların yoğunluğu nedeniyle e-duruşma yoluyla evden bağlandım. Sisteme girişte yaşadığım teknik aksaklıklar (internet bağlantısı sorunu ve geç kalma) sebebiyle duruşmaya beş dakika geç katılabildim. İlginçtir ki, genellikle geç başlayan duruşma o gün tam zamanında başlamıştı. Karşı taraf avukatı fiziken salondaydı, ancak mahkemenin bozuk ses sisteminden dolayı konuşmaları zar zor duyabiliyordum.
Davanın büyük olasılıkla reddedileceğini düşünüyordum. Bu öngörü, haksız bir karamsarlıktan değil, aksihukuki dayanaklarımıza olan güvenden kaynaklanıyordu. Nitekim, mahkemeye sunduğumuz dilekçede şu hükümlere yer vermiştik:
*”Anayasa’nın 153. maddesine göre, ‘Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.’ Aynı şekilde, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca, ‘Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.’ Ayrıca, Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu’nun 36/2. maddesi, ‘Bütün yargı mercileri, Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan sıfatıyla verdiği kararlara uymak zorundadır’ hükmünü içerir. 36. maddenin son fıkrası ise, ‘Hüküm uyuşmazlığı durumunda yalnızca Anayasa Mahkemesi kararı göz önünde tutulur ve uygulanır’ şeklindedir.*
AYM ve AİHM kararlarının hem subjektif (başvurucuya özgü) hem de objektif (genel hukuk düzeni için) bağlayıcılığı bulunur. Objektif etki, hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve usul ekonomisi ilkeleri gereğidir. Somut olayda, AYM’nin istikrarlı içtihatları davamızın kabulünü zorunlu kılmaktadır…”
Ne var ki, Yargıtay’ın benzer davalarda AYM kararlarına uymama eğilimi nedeniyle endişeliydim. Ancak hakimin sözleri bu kaygıları dağıttı:
Ekrandan bana dönerek, “Bu dosyanın gideceği daire, bu tür davalarda genellikle olumsuz görüş belirtiyor. Ya kararı bozuyor ya da ret yönünde ısrar ediyor. Ancak ben sizin haklı olduğunuz kanaatindeyim. AYM kararları da bu yönde. Bu nedenle, ‘davanın kabulü’ kararı verdim” dedi.
Elbette sevindim, ancak asıl memnuniyetim hukukun üstünlüğüne içtenlikle inanan ve bunu cesaretle dile getiren genç bir kadın hakimle karşılaşmaktı. Yargıda bu tür duruşların artması umuduyla…