• Hakkımızda
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
Haber Oran
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Haber Oran
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Ana Sayfa Köşe Yazıları Avukatın Günlüğü

HUKUK DEVLETİNDE BORSA VE HALKA ARZ GÜVENLİĞİ

28 Eylül 2026
in Avukatın Günlüğü
0
0
PAYLAŞIM
14
GÖRÜNTÜLENME
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Manipülasyon Borsaya Girdikten Sonra Değil, Daha Borsaya Girmeden Önce Önlenmelidir

Bir sermaye piyasasının güvenilirliği yalnızca borsada işlem gören hisselerin fiyatlarının denetlenmesiyle sağlanamaz. Asıl güvenlik, şirket daha halka arz edilmeden, hatta Borsa İstanbul’da işlem görmeye başlamadan önce kurulmalıdır.

Çünkü gerçeğe aykırı bir şirket değeri, fiktif bir varlık, gerçeği yansıtmayan bir finansal tablo veya taraflı bir değerleme raporu başlangıçta sisteme kabul edilmişse, daha sonra borsada meydana gelen olağanüstü fiyat hareketlerini yalnızca “piyasa hareketi” olarak görmek mümkün değildir. Sorunun bir bölümü daha ilk aşamada, yani sermaye piyasasına giriş kapısında ortaya çıkmış olabilir.

Bu nedenle gerçek bir hukuk devletinde sermaye piyasası güvenliği üç aşamalı düşünülmelidir:

1. Borsaya girmeden önce gerçekliğin denetlenmesi,
2. Halka arz ve kotasyon aşamasında objektif kriterlerin uygulanması,
3. Borsada işlem başladıktan sonra gerçek zamanlı ve etkin piyasa gözetimi.

Bu üç aşamadan herhangi birisinin ciddi biçimde aksaması, diğer iki aşamanın yükünü olağanüstü artırır.


I. SPK ONAYI, BİR ŞİRKETİN GERÇEK DEĞERİNİN DEVLET TARAFINDAN GARANTİ EDİLMESİ DEĞİLDİR

Halka arz sisteminin temelinde kamuyu aydınlatma ilkesi vardır.

SPK’nın açıklamasına göre halka arz için hazırlanan izahname; yatırımcının şirket, faaliyetler, finansal tablolar, ortaklık yapısı ve halka arz edilen paylar hakkında bilgi sahibi olmasını amaçlar. SPK, başvuruyu izahnamede yer alan bilgilerin tutarlı, anlaşılabilir ve eksiksiz olup olmadığı yönünden inceler; ilk halka arz başvurularında şirketin merkez ve tesislerinde inceleme de yapılabilmektedir. Bilgilerin gerekli standartları karşılamadığı tespit edilirse izahname onaylanmaz.

Dolayısıyla sistemin mantığı şudur:

Şirket bir değer iddia eder → bu iddianın dayanakları ortaya konulur → bağımsız denetim, değerleme ve diğer kontrol mekanizmaları devreye girer → SPK ve Borsa kendi yetki alanları içerisinde inceleme yapar → yatırımcıya doğru bilgi sunulması sağlanır.

Burada hukuk devletinin asıl sorusu şudur:

Bu bilgilerin gerçekten doğru olup olmadığı, kişiye göre değişmeyen, nesnel ve denetlenebilir kriterlerle nasıl ortaya çıkarılacaktır?

Çünkü bir şirketin 100 milyon TL’lik gerçek ekonomik varlığı varsa, kağıt üzerinde bunun 10 milyar TL gibi gösterilmesi yalnızca “yanlış bir rakam” değildir.

Bu yanlışlık sermaye piyasasına girişin temelini bozabilir.


II. 100 MİLYON TL’LİK ŞİRKET NASIL 10 MİLYAR TL’LİK GÖRÜNÜR HALE GELEBİLİR?

Somut bir örnek düşünelim.

Bir şirketin gerçek ekonomik varlığı:

100 milyon TL

olsun.

Şirketin aktifinde bulunan bir arsanın gerçek piyasa değeri:

5 milyon TL

olsun.

Ancak çeşitli ilişkiler veya hatalı değerleme yöntemleri sonucunda bu arsa:

500 milyon TL

olarak gösterilsin.

Bu tek işlem dahi şirketin bilançosunu yapay biçimde büyütebilir.

Bunun yanında;

  • ilişkili şirketlerden yüksek bedelli alımlar,
  • gerçekte ekonomik karşılığı bulunmayan alacaklar,
  • tahsil kabiliyeti düşük alacakların yüksek değerlenmesi,
  • gerçek ekonomik karşılığı olmayan sözleşmeler,
  • şirketler arasında yapılan olağandışı varlık transferleri,
  • fiktif veya aşırı şişirilmiş değerlemeler,
  • ilişkili taraf işlemleri,
  • gerçeği yansıtmayan gelir ve kâr kayıtları

gibi işlemler de sisteme eklenirse, şirketin bilançosu gerçek ekonomik gücünden çok daha büyük görünebilir.

İşte burada bağımsız denetimin önemi ortaya çıkar.

SPK’nın kendi düzenlemelerinde bağımsız denetim kuruluşlarının dürüstlük, tarafsızlık, mesleki yeterlilik, özen ve bağımsızlık ilkelerine uyması gerektiği; hatalı, eksik, yanıltıcı veya gerçeğe aykırı bağımsız denetim raporlarının yaptırım konusu olabileceği açıkça belirtilmektedir.

Dolayısıyla mesele yalnızca “SPK neye baktı?” değildir.

Asıl soru:

SPK’ya ulaşan verinin kaynağında bulunan bağımsız denetçi, değerleme kuruluşu, yönetim kurulu, aracı kurum ve diğer profesyonel aktörler görevlerini gerçekten bağımsız ve objektif biçimde yaptılar mı?

sorusudur.


III. 5 MİLYON TL’LİK ARSANIN 500 MİLYON TL GÖSTERİLMESİ NASIL ÖNLENİR?

Böyle bir riskin önlenmesi için tek bir belgeye güvenmek yeterli değildir.

Örneğin bir taşınmazın değeri;

“Değerleme raporunda 500 milyon TL yazıyor.”

denilerek kabul edilmemelidir.

Sermaye piyasası sisteminin mantığı, değerin bağımsız ve uzman kuruluşlar tarafından belirlenmesini gerektirir.

SPK, sermaye piyasası kapsamında gayrimenkul değerleme faaliyetini, gayrimenkullerin ve bunlara bağlı hakların belirli bir tarihteki muhtemel değerinin bağımsız ve tarafsız biçimde belirlenmesi olarak tanımlamaktadır. Ayrıca SPK tarafından yetkilendirilen gayrimenkul değerleme kuruluşları ve lisanslı değerleme uzmanları bulunmaktadır.

Fakat hukuk devletinin daha ileri aşaması şudur:

Değerleme raporu da denetlenebilir olmalıdır.

Örneğin 5 milyon TL olduğu düşünülen bir arsa 500 milyon TL olarak değerlendiriliyorsa;

  • aynı bölgede gerçekleşmiş gerçek satışlar,
  • emsal taşınmazlar,
  • imar durumu,
  • yapılaşma hakkı,
  • yüzölçümü,
  • konum,
  • altyapı,
  • hukuki kısıtlamalar,
  • gelir yaratma kapasitesi,
  • değerleme yöntemi,
  • kullanılan emsaller

gibi veriler birbirinden bağımsız biçimde kontrol edilebilir olmalıdır.

500 milyon TL değer biçilen bir taşınmazın çevresindeki gerçek satışlar 5-10 milyon TL seviyesindeyse, sistemin burada ciddi bir kırmızı bayrak üretmesi gerekir.

Başka bir ifadeyle:

Bağımsız değerleme, bağımsız denetim demek değildir; bağımsız denetim de kamu otoritesinin denetiminin yerine geçmez.

Güvenilir sistem, birbirinin yerine geçen değil, birbirini kontrol eden kurumlardan oluşur.


IV. BORSAYA KOTASYON, SADECE BİR “EVRAK TAMAMLAMA” İŞLEMİ OLMAMALIDIR

Borsa İstanbul’un mevcut kotasyon kriterlerinde şirketin faaliyet süresi, halka arz edilen payların piyasa değeri, halka arz oranı, dönem kârı, özsermaye/sermaye oranı, finansal durum ve hukuki durum gibi çeşitli şartlar bulunmaktadır. Ayrıca hukuki durumun, şirketle doğrudan veya dolaylı ilişkisi olmayan bir hukukçu tarafından hazırlanacak hukukçu raporuyla belgelenmesi öngörülmektedir.

Bunun hukuk devleti açısından anlamı şudur:

Kotasyon bir formalite değil, ikinci bir güvenlik kapısıdır.

Şirketin SPK sürecinden geçmesi, Borsa’nın kendi inceleme sorumluluğunu ortadan kaldırmamalıdır.

Aynı şekilde:

“SPK onay verdi, artık Borsa da onaylamak zorundadır.”

şeklinde bir mekanizma düşünülemez.

Çünkü SPK’nın ve Borsa İstanbul’un görevleri aynı değildir.


V. SİSTEMİN EN ÖNEMLİ İLKESİ: KİM OLDUĞUNA DEĞİL, NE OLDUĞUNA BAKMAK

İşte burada konu doğrudan hukuk devleti ilkesine bağlanmaktadır.

Bir şirketin sahipleri;

  • iktidara yakın,
  • muhalif,
  • herhangi bir siyasi görüşe sahip,
  • herhangi bir dini inanca mensup,
  • herhangi bir mezhepten,
  • herhangi bir cemaat veya toplumsal gruptan,
  • tamamen bağımsız,
  • toplumun hiçbir siyasi veya dini grubuyla ilişkisi olmayan

kişiler olabilir.

Hukuk devleti açısından bunların hiçbiri belirleyici olmamalıdır.

Devletin ve bağımsız düzenleyici kurumların bakması gereken şey:

Şirket gerçekten ne kadar değerlidir?

Finansal tablolar doğru mudur?

Varlıkların ekonomik karşılığı var mıdır?

Borçlar doğru gösterilmiş midir?

İlişkili taraf işlemleri gerçek ekonomik işlem midir?

Değerleme raporu nesnel midir?

Halka arz fiyatının dayanakları doğrulanabilir midir?

Yatırımcıya açıklanan bilgiler doğru mudur?

Bunların cevabı “evet” ise kişinin kim olduğunun hiçbir önemi olmamalıdır.

Cevap “hayır” ise kişinin kim olduğunun yine hiçbir önemi olmamalıdır.

İşte hukuk önünde eşitlik tam olarak budur.


VI. CEMAAT, MEZHEP, DİN VE İDEOLOJİ DEĞİL; KURUMSAL DENETİM MESELESİ

Bu nedenle sermaye piyasasında ortaya çıkan bir usulsüzlüğü yalnızca belirli bir siyasi görüşe, dine, mezhebe, cemaate veya ideolojik gruba bağlamak da doğru değildir.

Çünkü aynı ekonomik suç mekanizması, teorik olarak ve fiilen, birbirinden tamamen farklı sosyal, siyasi ve inanç çevrelerinden kişiler tarafından gerçekleştirilebilir.

Bir insanın dini inancı onu otomatik olarak dürüst yapmadığı gibi, belirli bir siyasi görüşe sahip olması da onu otomatik olarak dürüst olmayan kişi haline getirmez.

İnsan davranışının yerine kurumlar konulmalıdır.

Hukuk devleti de zaten bunun için vardır.

Devlet:

“Bu kişi iyi biridir.”

dememelidir.

Devlet:

“Bu işlem objektif kriterlere uygun mudur?”

demelidir.

Devlet:

“Bu kişi bizimle aynı düşüncede mi?”

dememelidir.

Devlet:

“Bu şirketin bilançosundaki 500 milyon TL gerçekten 500 milyon TL midir?”

demelidir.

Böyle bir sistemde kişilerin inancı, mezhebi, siyasi görüşü, akrabalık ilişkisi veya sosyal çevresi hukuken sonuç doğurmamalıdır.


VII. ASIL TEHLİKE: BORSAYA GİRMEDEN ÖNCE DEĞERİN YAPAY OLARAK YÜKSELTİLMESİ

Manipülasyon denildiğinde çoğu kişinin aklına doğrudan borsada hisse alıp satmak gelir.

Oysa iki farklı aşamayı birbirinden ayırmak gerekir.

Birinci aşama: Sermaye piyasasına girişten önceki yapay değer yaratma

Örneğin;

Gerçek ekonomik değer: 100 milyon TL

iken çeşitli işlemler sonucunda:

görünen değer: 10 milyar TL

haline getiriliyor olabilir.

Bu aşamada henüz Borsa ekranında milyonlarca emir bulunmayabilir.

Fakat eğer bu yapay değer daha sonra halka arz fiyatının veya şirketin ekonomik görünümünün temelini oluşturuyorsa, sorun borsaya girmeden önce başlamış olabilir.

İkinci aşama: Borsa işleminden sonraki manipülasyon

Şirket artık Borsa’da işlem görmektedir. Bu aşamada belirli hesapların veya birlikte hareket eden kişilerin;

  • yapay alım emirleri vermesi,
  • fiyatı yükseltecek işlemler yapması,
  • emir verip iptal etmesi,
  • işlem hacmi görüntüsü oluşturması,
  • başka şirketler üzerinden yüksek tutarlı ve ekonomik gerekçesi zayıf işlemler gerçekleştirilmesi, bu şirketlerin elde ettikleri kaynaklarla veya karşılıklı işlemlerle asıl şirketin hisselerini satın alarak yapay talep ve değer görüntüsü oluşturması,
  • repo ve ters repo gibi finansman ve menkul kıymet işlemlerinin gerçek ekonomik amaç dışında, işlem hacmini, likiditeyi veya belirli bir menkul kıymete yönelik piyasa algısını yapay biçimde destekleyecek şekilde kullanılması,
  • gerçeğe aykırı haber ve söylentiler yayması,
  • şirket hakkında yanıltıcı açıklamalar yapması,
  • belirli yatırımcıları alıma yönlendirmesi

gibi eylemleri söz konusu olabilir.

SPK, işlem bazlı piyasa dolandırıcılığını; fiyat, fiyat değişimleri, arz ve talep hakkında yanlış veya yanıltıcı izlenim oluşturmak amacıyla alım-satım yapılması, emir verilmesi, emirlerin iptal/değiştirilmesi veya hesap hareketleri gerçekleştirilmesi üzerinden açıklamaktadır.

Bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığında ise yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi, söylenti, haber, yorum veya rapor yoluyla yatırımcı kararlarının ve fiyatların etkilenmesi söz konusu olabilir.

Dolayısıyla:

Borsaya girmeden önce ekonomik gerçekliğin bozulması

ile

Borsaya girdikten sonra piyasa fiyatının yapay olarak bozulması

aynı şey değildir.

Ancak birbirini tamamlayabilir.


VIII. EN TEHLİKELİ SENARYO: İKİ AŞAMANIN BİRBİRİNE EKLENMESİ

Asıl ağır risk burada ortaya çıkar.

Örneğin varsayalım:

Gerçek şirket

Ekonomik değeri: 100 milyon TL

Birinci aşama

Çeşitli işlemler ve değerlemeler sonucunda şirketin ekonomik gücü olduğundan çok daha yüksek gösteriliyor.

İkinci aşama

Bu yüksek değer, halka arz ve kotasyon sürecinin temelini oluşturuyor.

Üçüncü aşama

Şirket Borsa’da işlem görmeye başlıyor.

Dördüncü aşama

Hisse üzerinde olağan dışı alım-satım işlemleri meydana geliyor.

Beşinci aşama

Sosyal medya, haberler, söylentiler veya başka iletişim kanallarıyla yatırımcıların ilgisi artırılıyor.

Altıncı aşama

Fiyat:

10 TL → 20 TL → 50 TL → 100 TL

gibi seviyelere çıkıyor.

Yedinci aşama

Erken dönemde pozisyon alanlar satış yapıyor.

Sekizinci aşama

Sonradan giren yatırımcılar yüksek fiyatla ellerinde kalıyor.

Burada ortaya çıkan zarar yalnızca “hisse fiyatı düştü” şeklinde açıklanamaz.

Eğer başlangıçtaki bilgiler gerçeğe aykırıysa ve sonraki fiyat hareketleri de manipülatif işlemlerle oluşturulmuşsa, birbirini besleyen iki ayrı mekanizmadan söz etmek gerekir.


IX. SPK’NIN MEVCUT SİSTEMİNDE BU RİSKLERİN ÖNÜNDEKİ KONTROL NOKTALARI NELERDİR?

Aslında hukuk sisteminde bunun için önemli araçlar zaten bulunmaktadır.

SPK’nın izahname incelemesi, gerekli hallerde şirket merkez ve tesislerinde inceleme yapması ve şartların karşılanmaması halinde izahnamenin onaylanmaması bunlardan biridir.

Bağımsız denetim başka bir güvenlik katmanıdır. SPK’nın denetim birimleri de yasal defterler, muhasebe kayıtları ve finansal tablo ve raporlardaki usulsüzlükleri denetleme görevine sahiptir.

Gayrimenkul değerlemelerinde yetkilendirilmiş değerleme kuruluşları başka bir güvenlik katmanıdır.

Borsa İstanbul’un kotasyon kriterleri ise başka bir filtredir.

Borsada işlem başladıktan sonra ise piyasa gözetimi, özel durum açıklamaları ve piyasa dolandırıcılığına ilişkin düzenlemeler devreye girer.

Dolayısıyla mesele aslında kurumların hiç olmaması değil, bu kurumların bağımsız, objektif, yeterli ve etkili biçimde çalışmasıdır.


X. “TEREYAĞINDAN KIL ÇEKER GİBİ” İŞLEYEN BİR SİSTEM NASIL OLUR?

Hukuk devletinin gerçek testi, düzenlemenin kağıt üzerinde bulunması değildir.

Gerçek test şudur:

Kurallar herkese aynı uygulanıyor mu?

Bir şirket başvurduğunda;

  • ortaklarının kim olduğuna bakılmadan,
  • siyasi bağlantılarına bakılmadan,
  • dini veya mezhebi kimliklerine bakılmadan,
  • kamu görevlileriyle ilişkilerine bakılmadan,
  • akrabalık ilişkilerine bakılmadan,
  • ekonomik ve sosyal güçlerine bakılmadan

aynı denetim prosedürü uygulanıyorsa sistem hukuk devletine yaklaşır.

Fakat bir şirket için;

“Bu belge yeterli.”

denilirken başka bir şirket için aynı belgenin;

“Bir de bunu doğrulayalım.”

denilmesi gibi farklı uygulamalar ortaya çıkıyorsa sorun yalnızca sermaye piyasası sorunu değildir.

Bu, doğrudan hukuk önünde eşitlik ve kurumsal tarafsızlık sorunudur.


XI. KUVVETLER AYRILIĞI NEDEN BİR SERMAYE PİYASASI MESELESİDİR?

İlk bakışta kuvvetler ayrılığı ile borsa arasında doğrudan ilişki bulunmadığı düşünülebilir.

Oysa çok güçlü bir bağlantı vardır.

Çünkü düzenleyici kurumların gerçek bağımsızlığı;

yürütmenin, siyasi iktidarın, ekonomik güç gruplarının veya başka çıkar çevrelerinin etkisinden bağımsız karar verebilmesini

gerektirir.

Bir düzenleyici kurum;

“Bu şirketin değeri gerçekçi görünmüyor.”

dediğinde, bu kararın arkasında durabilecek bir hukuk sistemi bulunmalıdır.

Bunun için:

bağımsız idari denetim → bağımsız yargı → etkili soruşturma → gerçek yaptırım → yatırımcı zararının giderilmesi

zincirinin çalışması gerekir.

Bu zincirin bir halkası koparsa caydırıcılık azalır.


XII. SOSYAL MEDYA DA BİR “HUKUK DEVLETİ” MESELESİDİR

Sosyal medya tek başına manipülasyonun nedeni değildir.

Ancak doğru kullanılmadığında manipülasyonun hızını ve erişim alanını olağanüstü artırabilir.

Örneğin birkaç yıl önce yüzlerce kişiye ulaşabilen bir söylenti bugün dakikalar içerisinde yüz binlerce kişiye ulaşabilir.

Bu nedenle:

Sosyal medya + yapay fiyat hareketi + gerçeğe aykırı bilgi + yatırımcı psikolojisi

bir araya geldiğinde sermaye piyasası açısından ciddi bir risk ortaya çıkabilir.

Nitekim SPK da yatırımcıların olağanüstü fiyat ve miktar hareketlerinde bunun kamuya açıklanmış bilgilerle açıklanıp açıklanamadığına dikkat etmelerini önermektedir.

Ancak çözüm sosyal medyayı susturmak değildir.

Çözüm:

yanlış bilgi ile doğru bilginin ayırt edilebildiği, şeffaf ve hızlı çalışan bir kamuyu aydınlatma sistemidir.


XIII. “BÜTÜN KURALLAR UYGULANSAYDI YATIRIMCI ZARARI HİÇ OLMAZDI” DENİLEBİLİR Mİ?

Burada hukuken ve ekonomik olarak önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Hayır.

Bütün kuralların uygulanması, borsada hiçbir yatırımcının zarar etmeyeceği anlamına gelmez.

Çünkü gerçek bir şirkette de:

  • şirket kötü yönetilebilir,
  • ekonomik kriz çıkabilir,
  • sektör daralabilir,
  • şirket zarar edebilir,
  • hisse fiyatı düşebilir.

Bunlar sermaye piyasasının doğal riskleridir.

Fakat başka bir şey söylenebilir:

Halka arz ve kotasyon öncesindeki gerçeklik denetimi eksiksiz yapılmış olsaydı, gerçekte sahip olmadığı ekonomik güce sahipmiş gibi gösterilen bir şirketin bu yanlışlık üzerinden yatırımcılara sunulması önemli ölçüde önlenebilir veya daha erken aşamada ortaya çıkarılabilirdi.

Aynı şekilde:

Borsa işleminden sonra piyasa gözetimi hızlı ve bağımsız biçimde çalışsaydı, manipülatif işlem kalıplarının uzun süre devam etmesi ve çok geniş yatırımcı kitlelerine yayılması daha erken engellenebilirdi.

Dolayısıyla mesele yatırımcıya “zarar etmeme garantisi” vermek değildir.

Mesele:

Yatırımcının normal piyasa riskini alması ile kandırılarak, yanlış bilgi ve yapay fiyat oluşumu nedeniyle yatırım yapması arasındaki farkı korumaktır.


XIV. HUKUK DEVLETİNİN BORSA BAKIMINDAN FORMÜLÜ

Bu nedenle sermaye piyasasında gerçek hukuk devleti şu formülle ifade edilebilir:

1. Gerçeğe uygun muhasebe

↓

2. Gerçek ve bağımsız değerleme

↓

3. Bağımsız denetim

↓

4. SPK’nın objektif incelemesi

↓

5. Borsa İstanbul’un bağımsız kotasyon incelemesi

↓

6. Şeffaf ve doğrulanabilir izahname

↓

7. Gerçek zamanlı piyasa gözetimi

↓

8. Manipülasyona hızlı müdahale

↓

9. Etkili idari ve cezai yaptırım

↓

10. Bağımsız yargısal denetim

Bu zincir çalıştığında kişilerden bağımsız bir sistem oluşur.

Asıl amaç da budur.


XV. KİŞİLERE DEĞİL, KURALLARA GÜVENEN SİSTEM

Bir ülkenin sermaye piyasasının güvenilirliği;

“Başındaki kişi iyi mi?”

sorusuna bağlı olmamalıdır.

“Bu şirketin sahibi iyi insan mı?”

sorusuna da bağlı olmamalıdır.

“Bu kişi hangi siyasi görüşte?”

“Bu kişi hangi dine inanıyor?”

“Bu kişi hangi mezhepten?”

“Bu kişi hangi sosyal çevreden?”

soruları da hukuki denetimin ölçütü olmamalıdır.

Hukuk devletinde sistem şu soruyu sormalıdır:

Belge doğru mu?

Rakam doğru mu?

Değerleme doğru mu?

İşlem gerçek mi?

Para gerçekten nereden geldi?

Varlık gerçekten var mı?

Şirket gerçekten bu değeri üretebiliyor mu?

Yatırımcıya açıklanan bilgi gerçeği yansıtıyor mu?

Hisse fiyatındaki olağanüstü hareket gerçek ekonomik gelişmeyle açıklanabiliyor mu?

Ve en önemlisi:

Aynı durumda bulunan herkese aynı hukuk uygulanıyor mu?

İşte hukuk devletinin sermaye piyasasındaki karşılığı budur.


XVI. SONUÇ: PANZEHİR BİR GRUP DEĞİL, İŞLEYEN KURUMLARDIR

Sermaye piyasasında yaşanan ağır bir usulsüzlüğün çözümünü herhangi bir dini, mezhebi, siyasi veya ideolojik kimlikte aramak doğru değildir.

Çünkü aynı tür ekonomik suçlar farklı inançlara, farklı siyasi görüşlere ve farklı toplumsal gruplara mensup kişiler tarafından işlenebilir.

Sorun insanın hangi kimliğe sahip olduğu değil, kimliğinin hukuk karşısında ayrıcalık sağlayıp sağlamadığıdır.

Hukuk devleti tam da bunun için vardır.

Bir kişi çok güçlü olabilir; fakat denetim karşısında sıradan bir vatandaş gibi hesap vermelidir.

Bir şirket çok büyük olabilir; fakat bilançosundaki tek bir rakam dahi gerektiğinde sorgulanabilmelidir.

Bir yatırımcı çok küçük olabilir; fakat hakkı büyük yatırımcı kadar korunmalıdır.

Bir şirketin sahipleri siyasi olarak güçlü olabilir; fakat halka arz dosyasındaki 500 milyon TL’lik değerleme yine 500 milyon TL’nin gerçek ekonomik karşılığını göstermek zorundadır.

Bir hisse 10 TL’den 100 TL’ye çıkabilir; fakat bu artış gerçek ekonomik gelişmelerden mi, yoksa yapay arz-talep ve yanıltıcı bilgilerden mi kaynaklanıyor sorusu bağımsız biçimde araştırılmalıdır.

Çünkü hukuk devleti kişilere güvenmez; kurallara güvenir.

Kişilerin iyi niyetine güvenen sistem kırılgandır.

Kişilerin kötü niyetini varsayan sistem de özgürlükleri tehlikeye atabilir.

Asıl güvenli sistem ise şudur:

İyi insanın da kötü insanın da aynı kurala tabi olduğu sistem.

Bu nedenle sermaye piyasalarının gerçek güvencesi yalnızca SPK değildir.

Yalnızca Borsa İstanbul da değildir.

Yalnızca bağımsız denetçi veya değerleme kuruluşu da değildir.

Gerçek güvence;

bağımsız düzenleyici kurum + objektif mevzuat + şeffaflık + bağımsız denetim + gerçek zamanlı piyasa gözetimi + özgür ve doğru bilgiye erişim + etkili soruşturma + bağımsız yargı + gerçek yaptırım

bütününün birlikte çalışmasıdır.

Ve bu sistem gerçekten işlerse, borsaya daha girmeden önce yaratılmış sahte bir ekonomik gerçekliğin halka arz yoluyla milyonlarca yatırımcının önüne konulması çok daha zor hale gelir.

Borsaya girdikten sonra gerçekleştirilen manipülasyonlar da ancak böyle bir sistemin ikinci savunma hattında etkili biçimde yakalanabilir.

Dolayısıyla yatırımcıyı korumanın yolu, yatırımcıya “zarar etmeyeceksin” sözü vermek değildir.

Asıl söz şudur:

“Piyasa riskini sen üstlenirsin; fakat devlet, seni yalan, hile, fiktif değerleme, gerçeğe aykırı bilgi, ayrıcalık ve manipülasyon karşısında koruyacak hukuk düzenini kurmak ve işletmek zorundadır.”

Bu, ne dini bir meseledir ne mezhebi ne de ideolojik.

Bu, doğrudan doğruya hukuk devleti meselesidir.

Ve hukuk devletinin en önemli ölçütlerinden biri de şudur:

Kimin olduğuna değil, ne yaptığına bakılması; aynı fiile, aynı kurala ve aynı yaptırıma tabi olunmasıdır.

SPK’nın güncel düzenlemelerinde de zaten piyasa dolandırıcılığı; yanlış veya yanıltıcı izlenim yaratmak amacıyla işlem yapılması ve yatırımcı kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi verilmesi gibi davranışlar üzerinden tanımlanmaktadır.

Bu nedenle sistemin panzehiri başka bir ideoloji veya başka bir grup değil; hukukun üstünlüğü, kurumsal bağımsızlık, şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçekten işleyen yargıdır.

Etiket: borsaBorsa İstanbulborsa kotasyonuhalka arzhukuk devletihukukun üstünlüğüpiyasa dolandırıcılığıpiyasa manipülasyonusermaye piyasalarıSPKyatırımcı güveniyatırımcı hakları
  • Popüler
  • Yorumlar
  • En Yeni

Yarısı doldurulmuş bir bardağın ne kadarı boştur?

23 Mayıs 2020

ODTÜ’de okuyorum diyen biri nerede okuyor olabilir?

15 Aralık 2019

Bugs Bunny’nin rakiplerinden kırmızı saç, sakal ve bıyıklara sahip, çabuk sinirlenen, maden arayıcısı, haydut ve kovboyun adı nedir?

20 Şubat 2017

Daireye üst kattan veya çatıdan su sızarsa, ya da yağmur suyu basarsa ne yapılmalıdır?

27 Eylül 2018

Mirasçılık Belgesi almak için mirasçı olmaya gerek yok!

0

Brezilyalı Futbol Efsanesi Pele Hayatını Kaybetti

0

2023 Yılı Asgari Ücret 8500 TL Oldu

0

Volvo Yedek Parça Ankara İçinde Nereden Alınır?

0

HUKUK DEVLETİNDE BORSA VE HALKA ARZ GÜVENLİĞİ

28 Eylül 2026

Haddini Bilmek: Kâinat Karşısında İnsan ve Ahlak

26 Eylül 2026

Darbelerin Panzehiri: Hukuk Devleti

23 Eylül 2026

KİMLİKTEN YURTTAŞLIĞA

16 Eylül 2026
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.