• Hakkımızda
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
Haber Oran
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Haber Oran
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Ana Sayfa Köşe Yazıları Avukatın Günlüğü

Mary Stuart’tan Günümüze: Din, Etik ve Toplumsal Kutuplaşma

28 Şubat 2026
in Avukatın Günlüğü
0
0
PAYLAŞIM
2.4k
GÖRÜNTÜLENME
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Din Aracılığıyla İktidarın Tarihsel Pekiştirilmesi

Mary Stuart İskoçya tahtına çıktığında Avrupa, dinin yalnızca bir inanç meselesi olmadığını; aksine iktidar ve toplumsal kontrolün en sert araçlarından biri olarak kullanılabildiğini gösteriyordu. Mary’nin Katolik kimliği, hem İskoçya’daki Protestan soylular hem de İngiltere tahtındaki I. Elizabeth için teolojik bir farklılıktan ziyade politik bir tehdit olarak algılandı. Mary’nin esareti ve idamı, sadece bir kraliçenin bireysel trajedisi değil; din üzerinden kurgulanan toplumsal kutuplaştırmanın birey ve toplum üzerindeki yıkıcı etkisinin somut bir örneğidir.

Stefan Zweig, Mary Stuart adlı biyografik romanında kraliçenin hücresindeki yalnızlığını tasvir ederken, bireysel hakların dinî ve siyasi güç oyunları karşısında ne kadar kırılgan olduğunu dramatik bir biçimde gözler önüne serer.


Tarihsel Süreç ve Mezhep Çatışmaları

Orta Çağ ve erken modern Avrupa’da mezhep farklılıkları, siyasi iktidarın önemli belirleyicilerindendi. Katolikler ile Protestanlar arasındaki çatışmalar; krallık sınırlarını, ekonomik ilişkileri ve halkın günlük yaşamını derinden şekillendirdi. Mary Stuart’ın İngiliz ajanları ve Protestan danışmanların baskısı altında sistemi korumaya çalışması, kutsal değerlerin etik dışı siyasi kararlara nasıl alet edilebildiğini gösterir.

Din ve mezhep algısı, rasyonel düşünceden mahrum bırakılan geniş kitleleri yönlendirmek; korku ve belirsizlik üzerinden toplumu manipüle etmek için kullanılan bir araca dönüşebilmiştir.


Aydınlanma, Evrensel Etik ve Hukukun Güvencesi

Bu ve benzeri dramatik olaylardan uzun yıllar sonra gelen Aydınlanma süreci, bireylerin rasyonel ve evrensel ilkelere göre yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak insanlık tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. İnsan onuru, eşitlik ve adaletin temeli olan evrensel hukuk anlayışı, bu karanlık dönemlerin ardından güç kazanmıştır.

Mary Stuart’ın idamından önceki sahneler, hukuk ve etik ilkelerinin yokluğunda bireylerin ne denli savunmasız kaldığını açık biçimde ortaya koyar. Bu trajedi, din ve mezhep ayrılıklarının politik sistemler üzerindeki yıkıcı etkisini gösterirken; modern hukukun temelleri olan laiklik, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkı gibi değerlerin neden vazgeçilmez olduğunu hatırlatır.


Günümüzde Din, Etnisite ve Popülizm

Ne var ki tarih zaman zaman tekerrür etmektedir. Günümüzde bazı toplumlarda dinî, mezhebî ve etnik kimlikler hâlâ siyasi araçlara dönüştürülebilmektedir. Yapay korkular köpürtülmekte, toplumsal tepkiler istismar edilmekte; önce tepki çekebilecek aykırılıklar uygulamaya konulmakta, ardından cılız da olsa gelen tepkilere karşı topyekûn bir saldırı diliyle kutuplaşma derinleştirilebilmektedir. Böylece iç barış ve huzur iklimi zedelenmektedir.

Buna benzer şekilde, genel demokratik hukuk devleti normları yerine azınlık haklarının istismarı üzerinden gerilim üretilebilmekte; bu da kimi zaman şiddetin yükselmesine zemin hazırlayabilmektedir. Bunlar olmazsa ideolojik görüşler ve her tür farklılık köpürtülerek yeni karşıtlıklar üretilebilmektedir. Yani her daim bir ayrışma zemini bulunabilmektedir. Kimi zaman bu süreç, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve hoşgörü eksikliğini artırmaktadır. Popülist liderler ve söylemler, Aydınlanma ile güç kazanan evrensel etik değerlerden geri gidişi besleyebilmektedir.

Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan, inançlara saygılı ve eşit mesafedeki laiklik ilkesi yıpratıldığında; liyakat geri plana itilip istismara açık sübjektif değer yargıları ve nepotizm öncelenebilmektedir. Sükûnet içindeki yaşam alanlarına gayritabii müdahalelerle kutuplaşma kıvılcımları düşürülebilmekte ve ortam din ya da mezhep çatışmasına dönüştürülebilmektedir. Bu süreçte taraflar zamanla keskin roller üstlenebilmektedir.

Bu durumu anlatan bir hikâye vardır:
“Farklı yerlerden alınan 100 kırmızı ve 100 siyah karınca bir kavanoza konur; başlangıçta sakin yaşarlar. Kavanoz şiddetle sallandığında ise birbirlerini düşman sanarak savaşırlar. Oysa kaosun sebebi karıncalar değil, kavanozu sallayan eldir. Hikâye şu soruyla biter: ‘Kavanozu sallayan kim?’”

1994’te Ruanda’da Hutu ve Tutsi halkları, yıllarca aynı topraklarda birlikte yaşamışken, bir uçağın düşürülmesiyle başlayan süreçte kısa sürede birbirine düşman edildi. Juvénal Habyarimana’nın ölümünün ardından radikal çevreler ve propaganda aygıtları “öteki”ni yok edilmesi gereken bir tehdit olarak gösterdi; korku ve nefret sistemli biçimde yayıldı. Sonuçta yaklaşık 800 bin insanın öldürüldüğü Ruanda Soykırımı yaşandı. Tıpkı sallanan kavanozdaki karıncalar gibi, sıradan insanlar birbirlerini suçladı; fakat gerilimi körükleyen, silahlandıran ve yönlendiren siyasi ve örgütlü yapılar çoğu zaman arka planda kaldı.

İktidar hırsının din, mezhep ve etnik çatışmaları körüklediği bir dünyada, bireylerin ve toplumların mağdur edilmemesi için tek yol akla ve evrensel etik değerlere dönmektir. Evrensel değerlerin ve liyakatin uygulanması bir tercih değil; sürdürülebilir toplumsal barış için zorunluluktur. İnsan haklarının, hukukun üstünlüğünün, şeffaflığın ve kuvvetler ayrılığının tesisi, toplumları tarihsel karanlıklara sürüklenmekten koruyacak en güçlü savunmadır.

Özellikle dini istismar ederek üretilen sloganlara sorgulamadan sarılan, kavramları ve hatta insanı ideolojik kalıplarla tanımlayanlar; farkında olarak ya da olmayarak yangına su değil benzin taşırlar. Hak ve adalet söylemiyle ortaya çıkıp barışı ve sevgiyi öncelemeyen; nefret ve düşmanlık dilini adeta hayat anlayışı hâline getiren bazı kişiler ise bu bulanık ortamdan kendilerine pay çıkarmaya çalışırlar.


Sonuç: Toplumsal Barışın Reçetesi ve Eğitim

Mary Stuart’ın hikâyesi, evrensel hukuk ve etik ilkelerinin önemini vurgulayan zamansız bir derstir. İnsan onurunun korunması, hukukun genellik ilkesi ve kimliklerden bağımsız bir adalet anlayışı, geçmişten çıkarılacak en temel sonuçlardır.

Günümüzde din, mezhep ve etnik kimlik üzerinden kutuplaştırmanın yeniden canlanması, popülist söylemlerin yayılması ve hukukun üstünlüğü ve liyakati, temel hak ve özgürlükleri esas almayan fanatik her türlü ideolojik kalıpların güç kazanması; büyük ölçüde eğitim eksikliği ve aklın rasyonel kullanılmamasıyla ilişkilidir. Toplumları bu geriye gidişten koruyacak ve hukuki güvenliği sağlayacak yegâne kalkan; hukukun üstünlüğü ve buna paralel kurumlar ile kurallardır.

Özellikle bir “kurtarıcıya” ihtiyaç yoktur. Öngörülebilir ve belirli kuralların uygulanması, yargının kararlarıyla bağımsızlığını fiilen ortaya koyması, kağıt üzerinde ve söylemde değil; kararlarıyla güven üretmesi, eleştirel düşünceyi temel alan bir eğitim sistemi ve hiçbir dinî ya da etnik kimliğin, ya da ideolojik yapıların imtiyaz sahibi olmadığı; herkesin hukuk önünde eşit olduğu, hukukun üstünlüğünün hâkim bulunduğu demokratik bir hukuk düzeni, toplumsal barışın gerçek ve kalıcı teminatıdır.

Etiket: adil yargılanma hakkıaydınlanmademokratik hukuk devletidin ve siyasethukukun üstünlüğüI. Elizabethinsan haklarıJuvénal Habyarimanakuvvetler ayrılığılaiklikliyakatMary Stuartmezhep çatışmalarınepotizmpopülizmRuandaRuanda SoykırımıStefan Zweigtoplumsal kutuplaşmayargı bağımsızlığı
  • Popüler
  • Yorumlar
  • En Yeni

Yarısı doldurulmuş bir bardağın ne kadarı boştur?

23 Mayıs 2020

ODTÜ’de okuyorum diyen biri nerede okuyor olabilir?

15 Aralık 2019

Bugs Bunny’nin rakiplerinden kırmızı saç, sakal ve bıyıklara sahip, çabuk sinirlenen, maden arayıcısı, haydut ve kovboyun adı nedir?

20 Şubat 2017

Daireye üst kattan veya çatıdan su sızarsa, ya da yağmur suyu basarsa ne yapılmalıdır?

27 Eylül 2018

Mirasçılık Belgesi almak için mirasçı olmaya gerek yok!

0

Brezilyalı Futbol Efsanesi Pele Hayatını Kaybetti

0

2023 Yılı Asgari Ücret 8500 TL Oldu

0

Volvo Yedek Parça Ankara İçinde Nereden Alınır?

0

OKUMAK: BİR KİTABI DEĞİL, HAYATI OKUMAK

4 Temmuz 2026

Devletleri Ayakta Tutan Asıl Güç: Liderler mi, Kurallar mı, Kurumlar mı, Yoksa Evrensel Değerler mi?

3 Temmuz 2026

Gerçeğe Saygı, Hukuki Güvenlik ve Tedbir Kararlarının Sınırı

26 Mayıs 2026

İHTİYATİ TEDBİR

22 Mayıs 2026
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • ANA SAYFA
  • Dünya
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Hukuk
    • Hukuk Haberleri
    • Hukuk Sözlüğü
  • Köşe Yazıları
    • Avukatın Günlüğü
    • H.Erdal DEMİR
    • Ekonomik Bakış
    • GÖKYÜZÜ PUSULASI – ASTROLOJİK ÖNGÖRÜLER
  • Sağlık
  • Sanat
  • Soru-Cevap
  • Spor
  • Teknoloji
  • Yayın Akışları

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.