9 yılı aşkın süren davada Anayasa Mahkemesi, Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine Karar Verdi.
Anayasa Mahkemesi; Açılan kamu davasının 9 yılı aşkın bir süredir devam etmesi nedeni ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetti. 2014/17696 Başvuru Nolu Karar aşağıda sunulmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru
Başvuru Numarası:2014/17696
BAŞVURUNUN KONUSU: Başvuru, başvurucuların yakınlarına karşı işlenen kasten öldürme suçuna ilişkin yürütülen soruşturma ve açılan kamu davasının 9 yılı aşkın bir süredir devam etmesi nedeni ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
OLAY: Başvuru incelendiğinde başvurunun kasten öldürme suçu ile ilgili yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucuların, kasten öldürme sonucunda gerçekleşen ölüm nedeniyle sadece ceza soruşturmasına yönelik şikâyetlerinin bulunduğu görülmekte olup bu şikâyetler açısından Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir. Devletin doğal olmayan her ölüm olayında gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapmamış olması, soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabilir. Zira bu tür olaylarda etkili bir soruşturma yürütülmesi, yaşam hakkını korumak için ihdas edilen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının güvencesini oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görülen ve etkili bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmemesi suretiyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair iddialar içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. Somut olayda başlangıçta Başsavcılık soruşturması ve İlk Derece Mahkemesi yargılaması aşamasında, yeterli derinlik ve titizlikte bir çalışma yürütüldüğü görülebilmekle birlikte İlk Derece Mahkemesince olaydan yaklaşık 2 yıl 8 ay sonra verilen karara ilişkin temyiz başvurusunun yaklaşık 1 yıl 3 ay sonra karara bağlandığı ve sadece 5237 sayılı Kanun’un 152. Maddesinde düzenlenen “şüpheli veya sanığın birden fazla olması hâlinde savunma” hükümlerinin hatalı bir şekilde olayda uygulanması gerekçesiyle kararın bozulduğu görülmektedir. Bozma sonrası yapılan ikinci yargılamada yaklaşık 2 yıl 4 ay sonra İlk Derece Mahkemesi aynı sonuca ulaşmış ve bu karar da yaklaşık 1 yıl 4 ay sonra 14/10/2014 tarihli kararla kısmen bozulmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 29/1/2015 tarihinde İlk Derece Mahkemesi karar vermiş, anılan karar da temyiz edilmiştir. Somut olayda yaşanan gecikmeler nedeniyle dokuz yıldan uzun süren yargılamanın -verilen kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın- özelde babalarını ve kardeşlerini kaybeden başvurucuların davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği dikkate alındığında başlı başına toplumdaki bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özende yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır. Başvuru formunda, hissiyatları “yakınlarının faillerini kısmen de olsa öğrenebilmişlerse de bu yargılama neticesinde sekiz yıllık bir süre boyunca mahkeme süreciyle uğraştıkları ve faillerin belirlenmesi noktasında manevi olarak zarar gördükleri” ifadeleriyle dile getirilmiştir. Bu tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde somut olayda, soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve gerekli tüm delilleri elde etmesi sonucu makul bir süre içinde kovuşturma aşamasına geçildiği, Savcılık soruşturması ve ilk derece yargılaması aşamasında ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin belirlenmesine ve cezalandırılmasına imkân tanıyan bir sürecin işlediği görülmektedir. Fakat temyiz talebi sonrasında yürütülen kovuşturmanın makul bir özen ve hızla gerçekleştirildiğini söylemek mümkün değildir. İki dereceli yargılama sürecinde başvurucuların davanın hızlı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaati ve gecikmesinde hiçbir dahlinin olmaması, davanın az sanıklı olması ve çok karmaşık olmaması gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda dokuz yılı aşan soruşturma ve kovuşturma süresinin makul olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir bütün olarak yargılama sürecinin, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği hız ve yeterlilikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
HÜKÜM: Açıklanan gerekçelerle; yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine, başvuruculara müştereken net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine, tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine, 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine, ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine 12/1/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.