Giriş
Uzun yıllardır Türkiye’den farklı ideolojik nedenlerle göç eden birçok insan, demokratik hukuk devleti ilkelerinin güçlü olduğu ülkelere sığınmaktadır. Bu ülkeler arasında ABD, Kanada ve bazı Avrupa ülkeleri gibi hukukun üstünlüğüne önem veren yerler bulunmaktadır. Buna karşılık, Suudi Arabistan, Yemen, Pakistan, Afganistan, Rusya, Küba, Çin, Kuzey Kore ve Hindistan gibi ülkeler ise tercih edilmemektedir. Bu durum, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk halkı için hedeflediği medeniyet anlayışının önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Türkiye’de ise yapay olarak oluşturulan kutuplaşma, karşıtlık ve hatta hayatta olmayan kişilere yönelik hakaret ve küfür olgusu oldukça yaygındır. Bu, toplumsal ahlakı ve ülkenin seviyesini aşağıya çekmektedir. Örneğin, Mustafa Kemal Atatürk kimileri tarafından tanrılaştırılıp tabulaştırılırken, kimileri tarafından ise şeytanlaştırılmaktadır. Oysa Atatürk’ün askeri bir deha olduğu kabul edilmekle birlikte, yaptıkları veya yapmadıkları objektif şekilde eleştirilmeli; onun devrimcilik ilkesine bağlı kalarak, modern dünyadaki demokrasi ve insan hakları gibi alanlarda daha da ileriye gidilmelidir. Atatürk de her fani gibi bu dünyadan ayrılmıştır ve ona veya herhangi bir merhum kişiye hakaret etmek, yalnızca hakaret edenin küçülmesine ve ülkenin ahlak seviyesinin düşmesine yol açar. Bu, gereksiz bir nefret ve kin yaratır. Daha iyisini önermek ve ileriye gitmek asıl amaç olmalıdır.
Atatürk’ün Medeniyet Hedefi
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, özgürlük, hukuki güvenlik ve sosyal refah açısından dünyanın en ileri ülkelerini örnek almayı ve bu seviyenin üzerine çıkmayı hedeflemiştir. Ancak Batı medeniyetini körü körüne taklit etmenin yeterli olmadığını, milli kültürel değerlerimizi ve folklorumuzu da korumamız gerektiğini vurgulamıştır. Atatürk’ün şu sözleri bu düşünceyi pekiştirir: “Garbın ahlak anlayışını ve felsefesini körü körüne taklit edemeyiz. Bizim milli ahlakımız ve felsefemiz vardır.” Bu ifade, onun Batı medeniyetini taklit etmenin ötesinde, milli değerlere sahip çıkmayı savunduğunu gösterir. Atatürk, geniş anlamda Avrupa Birliği normlarının da ilerisini hedeflemiştir.
Laiklik ve Yanlış Anlamalar
Atatürk’ün laiklik ilkesi, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini savunur. “Batı’da olduğu gibi din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması lazımdır.” sözleri, laik bir toplum yaratma arzusunu açıkça ifade eder. Ne yazık ki, bazı kesimler bu ilkeyi yanlış anlamış ve Atatürk’ün laiklik anlayışını “dinsizlik” olarak algılamışlardır. Bu yanlış anlamalar, toplumun çeşitli kesimlerinin çağdaş hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılmasına neden olmuştur.
Devrimcilik İlkesi
Atatürk’ün devrimcilik ilkesi, devrimlerin zamanla değişmesi gerektiğini ve 1938’de donup kalmaması gerektiğini ifade eder. Bu ilke, durağanlığı reddeder ve sürekli yenilenme ile gelişmeyi savunur. Atatürk’ün şu sözleri bu ilkeyi destekler: “Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.”, “Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.”, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”, “Bizim ilham kaynağımız, esasen yeni olan her şeydir. Medeniyetin coşkun seli karşısında, müesseselerimizi ona uygun hale getirmek zorundayız.”, “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.” Bu ilke, akılcılık, hedeflilik, kapsamlılık, süreklilik ve millilik gibi nitelikler taşır.
Kut’ül Amare Zaferi ve Halil Paşa
Birinci Dünya Savaşı’nın en büyük zaferlerinden biri olarak tarihe geçen Kut’ül Amare Zaferi, İngiliz ordusuna karşı kazanılmıştır. Bu zaferin komutanı Halil Paşa’nın mezarına rakı dökülmesini vasiyet ettiği iddiaları, onun kişisel yaşamına dair ilginç bir anekdot olarak hafızalarda yer etmiştir. Ancak bu durum, onun kahramanlığına gölge düşürmez.
Sonuç
Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonu, Türkiye’nin sadece çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması değil, aynı zamanda kendi kültürel değerlerini ve folklorunu koruyarak bu seviyeyi aşması yönündeydi. Atatürk’ü 1938’de dondurmak ya da onu din düşmanı ilan etmek gibi aşırı uçlardaki tutumlar, ülkenin ilerlemesine katkı sağlamaz. Atatürk’ün devrimcilik ve laiklik ilkeleri, akıl ve bilimin rehberliğinde, sürekli yenilenme ve gelişmeyi savunarak toplumu ileriye taşıma amacını güder. Bu nedenle, onun mirasına saygı göstererek, tarihteki yerini objektif bir şekilde değerlendirmek ve Türkiye’nin çağdaş medeniyet hedefine ulaşması için çalışmak gerekmektedir.