Hukukun üstün olduğu ülkelerde hukuka aykırılık düşünülemez. Anayasal demokrasilerde de yasama organı dahi anayasaya, uluslararası sözleşmelere ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı yasama faaliyetinde bulunamaz. Türkiye Cumhuriyeti de bir hukuk devletidir ve bu ilke Anayasa’nın 2. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası ise uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğunu ve anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağını düzenlemektedir. Bu ilke Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında şu şekilde belirtilmiştir:
“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Anayasa’ya göre, hem AİHM hem de AYM kararları bağlayıcıdır. AYM veya AİHM tarafından verilen hak ihlali kararlarının başvurucuya sağladığı haklara subjektif etki denir. Ancak, bu ihlal kararlarının tüm mahkemelerde uygulanması da, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının bağlayıcılığını ve objektif etkisini doğurmaktadır. Hem AİHM hem de AYM kararları, hukuki süreçlerde sadece başvuruda bulunan kişiyi değil, aynı zamanda tüm yargı organlarını ve kamu idarelerini de bağlar. Bu, hukukun üstünlüğü ilkesinin temel taşlarından biridir ve hukuki güvenliğin sağlanmasında kritik bir rol oynar.
Objektif Etkinin Önemi
AYM ve AİHM kararlarının objektif etkisi, benzer davalarda farklı kararlar verilmesini engelleyerek hukuki istikrarı sağlar. Hukuki güvenlik, bireylerin hukuk sistemine duydukları güveni pekiştirir ve bu sayede toplumda hukukun üstünlüğü ilkesi daha sağlam bir şekilde yerleşir. Ayrıca, yerel mahkemelerin AYM ve AİHM kararlarına aykırı kararlar vermelerinin önüne geçilmesi, zaman ve itibar kaybı ile ilave masrafların da önlenmesini sağlar.
Kararların Objektif Etkisinin Sağlanması İçin Gerekenler
AYM ve AİHM kararlarının objektif etkisinin sağlanması için yargı organları ve kamu idareleri tarafından şu hususlara dikkat edilmelidir:
- Kararların İncelenmesi: AYM ve AİHM kararlarının gerekçeleri ve içtihatları dikkatlice incelenmelidir. Bu kararlar, benzer davalarda emsal teşkil eder ve hukuki süreçlerin doğru bir şekilde yürütülmesini sağlar.
- Uygun Karar Verilmesi: Benzer davalarda AYM ve AİHM kararlarına uygun şekilde karar verilmelidir. Bu, hukuki tutarlılığı ve güvenliği sağlar.
- Yasal Düzenlemeler ve Uygulamalar: AYM ve AİHM kararlarına aykırı yasal düzenlemeler ve uygulamalardan kaçınılmalıdır. Anayasaya ve uluslararası sözleşmelere uygun olmayan düzenlemeler, hukuki güvenliği zedeler.
- Eğitim ve Bilinçlendirme: AYM ve AİHM kararlarına ilişkin eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Bu, yargı organlarının ve kamu idarelerinin kararların objektif etkisini daha iyi anlamalarını sağlar.
Sonuç
AYM ve AİHM kararlarının objektif etkisinin sağlanması, hukuki güvenliğin temelinde yer almaktadır. Bu sayede, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi mümkün olacaktır. Hukuki güvenlik, sadece yasaların varlığı ile değil, bu yasaların doğru ve tutarlı bir şekilde uygulanması ile sağlanır. AYM ve AİHM kararlarının objektif etkisi de bu sürecin önemli bir parçasıdır.