
Donald Trump’ın önerdiği Gazze anlaşması, görünürde bir ateşkes ve esir değişimi planı olsa da, derinlerde çok daha büyük bir soruya işaret ediyor: İnsanlık, çıkarların ve güç hesaplarının ötesine geçip, insan onurunu evrensel bir değer olarak yeniden merkeze alabilecek mi?
1. “Arz-ı Mev’ud” Söylemi ve Gerçeklik
İsrail’in kuruluş ideolojisiyle ilişkilendirilen “Arz-ı Mev’ud” (Vadedilmiş Topraklar) kavramı, tarih boyunca hem dinsel hem de siyasal bir araç olarak kullanılmıştır. Ancak modern İsrail Devleti’nin politikaları, teolojik bir idealden çok, bölgesel güvenlik ve nüfuz stratejisine dayanmaktadır. Bugün gelinen noktada, İsrail’in bu hedefi coğrafi genişleme amacından ziyade, etki alanını koruma ve üstünlüğünü sürdürme arzusuna dönüşmüştür.
Dolayısıyla bir barış anlaşması, sembolik olarak “Arz-ı Mev’ud” idealinin gerçekleşmesini değil, onun sınırlandırılmasını ifade eder. Fakat bu, ideolojinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez — çünkü ideolojiler haritalardan değil, zihinlerden silinir.
Önemli bir nokta, çatışmadan beslenen siyasi aktörlerdir. Tarafların aşırı uçları, şiddet ve düşmanlık ortamından güç devşirir. Kalıcı bir barış, hem İsrail’deki aşırı sağcı grupların hem de Hamas gibi silahlı örgütlerin siyasi nüfuzunu kırabilir. Benzer şekilde, dini istismar ederek kendi iktidarını pekiştiren aktörler de barış ortamında söylemlerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalacaktır.
Ancak, din ve milliyetin tamamen dışlandığı “doğal insanlık ekseni” ne yazık ki günümüz uluslararası sisteminde ütopya olarak kalma riski taşıyor. Daha gerçekçi bir hedef, bu kimlikleri yok saymak yerine, onları insan onuru, adalet, hakkaniyet ve özgürlük gibi evrensel değerlerle uzlaştırmak olmalıdır. İspanya ve diğer ülkelerdeki protestolar, tam da bu evrensel değerler adına yükseliyor. Bu, halkların, hükümetlerinin Realpolitik yaklaşımlarına karşı demokratik bir başkaldırısıdır.
2. Batı’da Vicdan Uyanışı: İspanya ve Ötesi
Son aylarda özellikle İspanya, Fransa, İngiltere ve ABD’de Yahudi karşıtlığından değil, İsrail’in devlet politikalarına karşı ahlaki tepki olarak doğan büyük gösteriler yaşanmaktadır. Bu protestolar, antisemitizm değil; anti-soykırım refleksidir. İnsanlar artık kimliklere değil, eylemlere tepki göstermektedir. Gazze’de yaşanan yıkım, milyonlarca Batılı gencin bilincinde “insan hakları” kavramını yeniden tanımlamıştır.
İspanya’nın açık tavrı — Filistin’in tanınması, sivillerin korunması çağrısı ve İsrail’e silah ambargosu — yalnız bir dış politika hamlesi değil, ahlaki bir duruştur. Bu duruş, otoriterliğe karşı demokratik bilincin yeniden doğuşunu da simgeler.
3. İsrail Barış İçinde Yaşayabilir mi?
Bu sorunun yanıtı, İsrail’in askeri gücünde değil, ahlaki cesaretinde saklıdır. Bir devlet, güvenliğini silahla değil, adaletle sağlar. Gazze’deki zulüm, İsrail halkının güvenliğini değil, yalnızlığını derinleştirmiştir. Gerçek barış, düşmanı yok etmekle değil, insanı anlamakla mümkündür.
İsrail, eğer gerçekten güvenlik istiyorsa, soykırımdan vazgeçmeli, Filistin halkının onurunu tanımalı ve “Tanrı’nın seçilmiş halkı” söylemini, insanın seçilmiş değeri anlayışıyla değiştirmelidir.
4. Evrensel Değerlerin Yeniden Doğuşu
Gazze’deki yıkım, dünyanın vicdanında yeni bir kavram doğurmuştur: “Ortak insanlık bilinci.” Dinlerin, milliyetlerin veya ideolojilerin ötesinde; dürüstlük, merhamet, empati, adalet ve hakkaniyet temelli bir bilinç yükselmektedir. Bu bilinç, artık yalnızca devletlerin değil, bireylerin de sorumluluğudur. “Benim ülkem haklı” yerine, “İnsan haklı olmalı” diyen bir çağ başlıyor. Bu dönüşüm, otoriter liderliklerin korkulu rüyasıdır. Çünkü insanlık yeniden düşünmeye, sorgulamaya ve vicdanı siyasetin üstüne koymaya başlamıştır.
Küresel Denge Değişimi: Bu duyarlılık, sadece Orta Doğu için değil, otoriter liderliklere karşı demokratik bir başkaldırı potansiyeli taşır. Küresel bir soruna karşı ulusal çıkarları değil, evrensel ahlakı merkeze alan bir yaklaşım, uluslararası hukuk ve insan hakları mekanizmalarının gücünü artırabilir. Eğer dünya, bir soykırım riskine karşı güçlü bir ahlaki duruş sergileyebilirse, bu durum gelecekte demokratik normları hiçe sayan tüm liderlere karşı caydırıcı bir emsal teşkil edebilir.
5. Yeni Bir Başlangıç Mümkün mü?
Eğer Gazze anlaşması yalnızca ateşkes değil, bir vicdan seferberliği olarak ele alınırsa, bu dünya için bir dönüm noktası olabilir. İnsan, hiçbir kimliğe bağlı olmadan; sadece “insan” olduğu için yaşama hakkına sahip olmalıdır.
Evrensel barış, kutsal metinlerde değil, insanın yüreğinde başlayacaktır. Bu anlaşma, bir “siyasi belge” değil, insanlığın vicdan muhasebesi olarak tarihe geçebilir. Eğer insanı araç değil, amaç olarak görmeyi başarabilirsek, belki o zaman gerçekten kurtuluş mümkün olur.
Gazze’deki olası bir anlaşma, bir bitiş değil, yeni bir başlangıç olacaktır. “Arz-ı Mev’ud” gibi tarihsel-dini iddialar, ancak adil ve eşitlikçi bir siyasi çözümle anlamını yitirebilir. Küresel tepkiler, İsrail’i bu yönde adım atmaya zorlayan önemli bir faktördür. Nihai barış, ancak tüm tarafların -İsraillilerin ve Filistinlilerin- güvenlik, özgürlük ve onurlu bir yaşam taleplerinin tanındığı, din ve milliyetin üstünde, insan olmanın ortak paydasında buluşulan bir uzlaşıyla mümkündür. Bu zorlu yol, otoriterliklere ve statükoya karşı, demokrasinin ve insan vicdanının süregelen bir mücadelesidir. Umut, bu mücadelenin sesinin giderek daha güçlü duyuluyor olmasıdır.