Bir zamanlar huzur dolu bir kasaba vardı. Bu kasaba, doğal güzellikleri, temiz havası ve bol su kaynaklarıyla ünlüydü. Herkes, burada yaşamaktan büyük keyif alıyor, kuş sesleriyle uyanmanın ve yeşil doğanın tadını çıkarmanın mutluluğunu yaşıyordu. Bu kasaba, sakinlerinin ve ziyaretçilerinin gözdesi olmuştu.
Ancak, bazı insanlar daha fazla para kazanma hırsına kapıldılar. Kasabanın değerini ve güzelliğini görüp, kendi çıkarları için kullanmaya karar verdiler. Plan değişiklikleriyle, hukuka aykırı değişikliklerle devasa çok katlı binalar, alışveriş merkezleri ve oteller inşa etmeye başladılar. İlk başlarda bu binaların yükselmesi, kasabanın ekonomisine büyük katkı sağladı ve birçok kişi zenginleşti.
Ancak, bu hızlı değişimler kasabanın doğal dengesini bozmaya başladı. Kuşlar, yeşillikler ve temiz hava kayboldu. Gürültü ve hava kirliliği, bir zamanlar huzurlu olan kasabayı rahatsız eden faktörler haline geldi. İnsanlar, yaşanmaz hale gelen kasabadan kaçmaya başladılar. Evler, bir zamanlar değerli olan şeylerin aksine değersizleşti.
Kasaba sakinleri, ve rant peşinde koşanlar bu hızlı değişikliklerin sonuçlarını görerek ölçüsüz para kazanma hırsının, doğal güzelliklerin ve mutluluğun yerini tutamayacağını anladılar. Ama iş işten geçmişti.
Para hırsının yol açtığı zararları onarmak, daha doğrusu eski doğaya kavuşmak hiç mümkün olmadı. Sahip olunan şeylere ya da konulan hedeflere karşı tamahkarlık ne kadar yüksekten başlıyorsa, uğranan kayıp ve zararın da o kadar çok olacağı bir kez daha ortaya çıkmıştı. Ama çok geç kalınmıştı…