Türkiye, 2002 yılından 2013 yılına kadar önemli demokratik ve ekonomik reformlar gerçekleştirerek, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve ekonomik kalkınma alanlarında önemli adımlar atmıştır. Ancak, son yıllarda yaşanan geriye gidiş ve otoriter eğilimler, adil yargılanma hakkı ihlalleri, ülkenin demokratik değerlerinden uzaklaşmasına ve ekonomik istikrarın tehdit edilmesine yol açmıştır.
Demokratik bir toplumun temel taşlarından biri özgürlüklerdir. Bireylerin ifade, örgütlenme ve seyahat gibi temel haklarına saygı duyulması, demokratik bir toplumun vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmelidir. Ancak, son yıllarda çokça konuşulan sansür, baskı ve kısıtlamalar, Türkiye’de özgürlüklerin giderek erozyona uğradığını göstermektedir. İfade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar, medyanın bağımsızlığını tehdit ederken, barışçıl gösteri ve toplanma haklarına getirilen yasaklar, demokratik katılımı engellemektedir.
2013 yılında Türkiye’nin kişi başı milli geliri 12 bin 614 ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. 2013 yılından 2024 yılına kadar ABD’de toplam enflasyon oranı yaklaşık % 62.4’tür. Bu durumda 2013 yılındaki doların alım gücünü yakalamak için kişi başı milli gelirin 20 bin 485 ABD doları olması gerekmektedir. Ancak milli gelir neredeyse bu rakamın yarısıdır.
Ekonomik kalkınma için hukuki güvenlik, şeffaflık ve denetimlerin sağlanması da hayati önem taşır. Şeffaflık, kamu kaynaklarının ve yönetiminin açık ve hesap verebilir olması anlamına gelir. Şeffaflık ve hukuki güvenlik olmadan, yolsuzluk ve kötü yönetim riski artar, yatırımcı güveni azalır ve ekonomik büyüme engellenir. Türkiye’nin ekonomik kalkınmasını sürdürülebilir kılmak için, kamu kurumlarında şeffaflığın artırılması ve hesap verilebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, ekonomik kalkınmanın temellerinden biri de adaletin sağlanmasıdır. Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ilkesinin hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynar. Ancak, son yıllarda yargı bağımsızlığına yönelik endişe verici gelişmeler yaşanmaktadır. Yargıda yaşandığı iddia edilen siyasi müdahaleler, AİHM kararları ile ortaya çıkan hak ihlalleri adaletin tarafsızlığını ve güvenilirliğini sarsmakta, hukukun üstünlüğü ilkesini zayıflatmaktadır. Bu durum, ekonomik aktörlerin hukuki güvenceye olan güvenini azaltmakta ve yatırım ortamını olumsuz etkilemektedir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin demokratik ve ekonomik kalkınmasını sürdürülebilir kılmak için özgürlüklerin, şeffaflığın ve yargı bağımsızlığının korunması ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Yasaklar değil özgürlükler, şeffaflık ve denetimlerle yolsuzlukla mücadele, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı, Türkiye’nin demokratik değerlerine, ekonomik istikrarına ve toplumsal refahına katkı sağlayacaktır. Bu temel ilkelerin üzerine inşa edilen bir ekonomi, uzun vadeli sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek ve Türkiye’yi daha güçlü bir geleceğe taşıyacaktır.
Kaynaklar:
https://www.worldbank.org/tr/country/turkey