Giriş: Tarih boyunca insanlar, çıkarlarını korumak veya güç elde etmek amacıyla çeşitli hileli yöntemler ve aldatıcı taktikler kullanmışlardır. Bu tür davranışlar, “İnsan öldürmeyi meşrulaştıran, her şeyi meşrulaştırabilir” ifadesinde de görüldüğü gibi, ahlaki sınırların ötesine geçebilir. Bunun bir örneği de, “Harp hiledir” cümlesinin manipüle edilerek her türlü gayrimeşru davranışı haklı göstermeye çalışılmasıdır. Ancak hile, hukukça korunmayan nitelikli bir yalandır ve ticaret, aile ilişkileri, arkadaşlık, savaş ve barış gibi hiçbir alanda yeri olmamalıdır. Maksada ulaşmak için her yol mübahtır düşüncesi, insanlık ve evrensel değerlere vurulmuş bir darbedir.
İnsanlar her davranışlarında, başkalarının güven duyduğu varlıklar olmalıdır. Her ortamda o ortama uygun ideolojik görüş ve tavır sergilemek yanlış ve tutarsız bir yaklaşımdır. Kişisel bütünlük ve gerçeğe saygı gibi evrensel değerlerden uzaklaşmak, toplumsal güvenliği ve adaleti zedeler. Bu bağlamda, bireylerin davranışları, hukuki güvenlikle belirlenen bir öngörülebilirlik ve tutarlılık taşımalıdır.
Evrensel Ahlaki Değerler: Dürüstlük, yalan söylememek, kişisel bütünlük ve adalet, insanlık tarihinin her döneminde ve her kültürde kabul görmüş temel ahlaki değerlerdir. Bu değerler, toplumların güven, merhamet ve barış içinde yaşamasının temelini oluşturur. Savaşta bile strateji ve taktikler kullanmak meşru kabul edilirken, yalan ve hile kullanmak evrensel değerlere aykırıdır. Güven ve merhamet, sadece barışta değil, savaşta da korunması gereken değerlerdir. Aksi halde, toplumlar arasındaki barış ve güven ortamı zedelenir, adalet duygusu yok olur.
Takiyye ve Hilenin Tehlikesi: Takiyye, yani kişinin inançlarını veya niyetlerini gizleyerek kendini koruma amacı güttüğü bir davranış biçimi, insan onuruyla bağdaşmayan tehlikeli bir yoldur. Bir ideolojinin ya da inancın çıkarları uğruna bu tür bir yöntemin kullanılması, kişisel bütünlüğü zedeler ve toplumun temel değerlerine zarar verir. Tutarsızlık, insanların özünde var olan ahlaki değerlere ve gerçeğe saygıyı ortadan kaldırır. Hile ve aldatma, kısa vadede kazanç sağlasa da, uzun vadede toplumun güvenini ve ahlaki yapısını zayıflatır.
Tarihten Örnekler: Emevîler döneminde Muaviye’nin iktidarını pekiştirmek için kullandığı hileli yöntemler, dini ve ahlaki değerlerin nasıl araçsallaştırılabileceğini gösterir. Muaviye, kendi iktidarını sağlamlaştırmak adına sahabelere büyük meblağlar teklif ederek, dini inançları manipüle etmiş ve karşı çıkanları zor kullanarak susturmuştur. Bu tür davranışlar, toplumda güvensizlik ve adaletsizlik tohumları ekmiştir. Yine, Haricîler’in dini söylemlerle kendi katı görüşlerini meşrulaştırması, dinin nasıl suistimal edilebileceğine bir diğer örnektir. Bunlar tekil örnekler de değildir. Binlerce örnek vardır.
Meşru Müdafaa ve Zaruret Hali: Meşru müdafaa ve zaruret hali, hukukta ve etik sistemlerde, bireyin kendisini veya başkasını koruma amaçlı başvurduğu istisnai durumlardır. Bu haller, hayatı ve onuru koruma amacı güderken, hile ve takiyye gibi yöntemlerle karıştırılmamalıdır. Bu istisnai durumlar, sürekli bir uygulama haline getirilirse, toplumda adalet ve hakkaniyet kavramları zedelenir.
Sonuç: Takiyye ve hile gibi yöntemler, insan onuruna ve evrensel değerlere ciddi zararlar veren davranışlardır. Dürüstlük, yalan söylememek, kişisel bütünlük ve adalet gibi değerler, savaşta da, barışta da, hayatın her alanında korunmalıdır. Aksi takdirde, toplumlar arasında güven, merhamet ve barış ortamı yok olur, bireyler arasındaki ilişkiler zedelenir. Gerçek ve tutarlı olmak, her zaman ahlaki olarak daha üstün bir yoldur ve insan onuruna saygıyı esas alır.