TAM YARGI DAVALARINDA TAZMİNAT, YARGILAMA GİDERLERİ, HARÇ VE VEKALET ÜCRETİ:
Bu hususta Danıştay 10. Dairesi Kararı Aşağıya Alınmıştır.
DANIŞTAY 10. DAİRE
ESAS: 2012/8189
KARAR: 2015/5135
İstemin_Özeti : Ankara 9. İdare Mahkemesinin 31/5/2012 tarih ve E:2010/2605, K:2012/779 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.
Savunmaların_Özeti : Davalı idarece savunma verilmemiş; davacılar tarafından davalı idare temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : Mahkeme kararın manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin bölümünün onanması; maddi tazminata ilişkin kısmının, manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısmının, yargılama giderlerine ilişkin kısmı ile davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü:
Dava; davacılar murisi Ü…’ın, Ankara Emniyet Müdürlüğü emrinde görev yapmakta iken 10/7/2010 tarihinde yol uygulaması görevi esnasında durdurulan aracın kontrolünü yaparken başka bir aracın çarpması sonucu vefat etmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarar karşılığı; F… için 350.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi; A…için, 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi; H… için ise, 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Ankara 9. İdare Mahkemesince; davacıların uğramış olduğu zararların kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davalı idarece karşılanması gerektiği gerekçesiyle, davacılardan F…’ın 188,862,14 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi; A…’ın 11.360,13 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi; H…’ın ise, 15.322,48TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulüne, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir.
Taraflarca, anılan Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Temyize konu mahkeme kararının manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmında 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinde belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, davalı idarenin bu kısma yönelik temyiz istemi yerinde görülmemiştir.
İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemi yönünden incelenmesi:
Kamu görevlisi olan davacılar yakınının, görevini yaparken ölmesi nedeniyle davacıların uğramış olduğu zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekeceği tartışmasızdır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar, idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin malvarlığında meydana gelen azalma veya elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zarardır. Olayda, kamu görevlisi iken yaşamını yitiren polis memurunun eşi ve çocukları olan davacılara, 5434 ve 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malüllüğü aylığı bağlandığı görülmektedir. Bu kapsamda, bağlanan aylık ve yapılan ödemelerin uğranılan maddi zararı tam olarak karşılamadığını ileri süren davacıların uğradığı maddi zarar, aşağıda belirtilen hususlara göre bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hesaplanmalıdır:
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun mülga 53. maddesinde; en az 10 yıl fiili hizmet süresini tamamlamış iştirakçilere “adi malullük aylığı”, mülga 55. maddesinde; görevin neden ve etkisiyle yaralanan iştirakçilere 53. maddeye göre hesaplanacak adi malüllük aylıklarına, malullük derecelerine göre %15 ila 60 oranında zam yapılmak suretiyle “vazife malullüğü aylığı” bağlanacağı kuralına yer verilmiştir.
2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde ise; “Bu Kanun kapsamına girenlerden;
a) Engelli hâle gelerek bağlı oldukları sosyal güvenlik mevzuatına göre emekliye sevk edilenlere görev malullüğü aylığı bağlanır.
b) Emekli aylığı almakta iken engelli hâle gelenlerin almakta oldukları aylıkları görev malullüğü aylığına dönüştürülür.
c) Ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığı, dul ve yetimlerine intikal ettirilir.
Bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıklar, % 25 artırılarak ödenir…” hükmünü içermektedir.
Prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan aylıklar ve yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim karşılığında ilgililere bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif ve pasif dönemde hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar olarak kabul edilip indirilmemesi gerekmektedir.
Bir başka ifadeyle, vazife malüllüğü aylığının içinde adi malüllük aylığının da bulunduğu gözetildiğinde; aktif ve pasif dönemde adi malüllük aylığının yarar olarak kabul edilip hesaplamaya dahil edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Prim karşılığında adi malüllük aylığı bağlanma koşullarına sahip olan ilgililere, meydana gelen olayın neden ve etkisinden dolayı vazife malüllüğü aylığı bağlanmış ise, her iki aylık arasındaki farkın olay nedeniyle sağlanan yarar olduğu kabul edilmelidir.
Diğer bir anlatımla, prim karşılığı olmayan her türlü ödemenin; bağlanan vazife malüllüğü aylığının adi malüllük aylığını aşan kısmının (adi malüllük aylığına yapılan zammın), 5434 sayılı Kanunun Ek 79. maddesine göre yapılan ek ödeme ve yardımların, 2330 sayılı Kanun uyarınca vazife mallülüğü aylığının %25 oranında artırılan kısmının hesaplanacak maddi zarar tutarından indirilmesi gerekmektedir.
Aktif dönem; kamu görevlisinin vazife malülü olarak emekliye ayrıldığı tarih ile normal koşullarda emekli olması gerektiği tarih (yasal emeklilik tarihi) arasındaki dönemi; pasif dönem ise, kişinin normal koşullarda emekli olması gerektiği tarih ile PMF tablosuna göre muhtemel ömrünün sonu arasındaki dönemi kapsamaktadır.
1-Aktif dönemde işlemiş dönem zararı; (vazife malüllüğü aylığının bağlandığı tarihten hesap bilirkişisi (aktüerya) raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönem)
Vazife malüllüğü aylığının bağlandığı tarihten hesap bilirkişisi raporunun düzenlendiği tarihe kadar ilgilinin emsali olan polis memurunun aylar itibarıyla aldığı görev aylıklarının dökümü davalı idareden, yine aynı dönemde ilgilinin aylar itibarıyla aldığı/alacağı adi ve vazife malüllüğü aylıklarının dökümü ise Sosyal Güvenlik Kurumundan istenilerek görev aylığı ile vazife malüllüğü aylığı karşılaştırılarak aradaki fark toplamı zarar/yarar olduğu kabul edilmelidir.
Bu dönemde alınan/alınacak vazife malüllüğü aylığı ile adi malüllük aylığı aylar itibarıyla karşılaştırılarak vazife malüllüğü aylığının adi malüllük aylığını aşan kısmının toplamı, yukarıda belirtilen şekilde görev aylığı ile vazife malüllüğü aylığı karşılaştırması sonucu bulunan zarar/yarar toplamı tutarından indirilmelidir.
Bu dönemdeki yarar ve zarar kalemlerinin (fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle) peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
2-Aktif dönemde işleyecek dönem zararı; (hesap bilirkişisi (aktüerya) raporunun düzenlendiği tarihten yasal emeklilik yaşına kadar olan dönem)
Aktif dönemde, vazife malüllüğü aylığının bağlandığı tarih itibarıyla, 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre ilgiliye adi malüllük aylığı bağlanması mümkün ise; ilgilinin bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten yasal emeklilik yaşına kadar aylar itibarıyla alacağı adi malüllük aylığı ile aynı şekilde ilgilinin bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten yasal emeklilik yaşına kadar aylar itibarıyla alacağı vazife malüllüğü aylığının peşin sermaye değerinin Sosyal Güvenlik Kurumundan sorularak gelen cevaba göre her iki aylığın peşin sermaye değeri arasındaki fark toplamı, ilgilinin bu dönemde olaydan kaynaklanan yararı olduğu kabul edilecektir. Prim karşılığında bağlanacak adi malüllük aylığı ise, yukarıda belirtildiği üzere yarar kalemi olarak hesaplamaya dahil edilmeyecektir.
Vazife malüllüğü aylığı bağlanmasını gerektiren olay gerçekleşmemiş olsaydı, ilgilinin yasal emeklilik yaşına kadar alabileceği görev aylıklarının bilirkişice hesaplanan peşin sermaye değerinden, yukarıda belirtilen biçimde hesaplanacak vazife maluliyet farkının peşin sermaye değeri ile yarar olarak kabul edilen diğer ödemeler düşülerek ilgilinin olay nedeniyle uğramış olduğu maddi zararı hesaplanmalıdır.
Ancak, vazife malüllüğü aylığının bağlandığı tarih itibarıyla adi malüllük aylığı bağlanması koşullarına sahip olmayan ilgililer bakımından işlemiş aktif dönem zararının hesabında vazife malüllüğü aylıklarının tamamının, işleyecek aktif dönem zararı ile pasif dönem zararının hesabında ise vazife malüllüğü aylıklarının peşin sermaye değerinin tamamının yarar olduğu kabul edilecektir.
İşlemiş aktif dönem zararından farklı olarak, bu dönemdeki zararın hesabında, yarar ve zarar kalemlerinin peşin sermaye değerinin dikkate alınması gerekmektedir.
3-Pasif dönem zararı; (yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile PMF tablosuna göre bilirkişice belirlenen muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönem)
İlgilinin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile bilirkişice belirlenen muhtemel ömrünün sonuna kadar olan pasif dönemdeki zararı ise, Sosyal Güvenlik Kurumundan ilgilinin yasal emeklilik yaşını doldurduğu tarihten muhtemel ömrünün sonuna kadar alacağı emekli aylıkları ile aynı dönemde alacağı vazife malüllüğü aylıklarının peşin sermaye değeri sorularak gelen cevaba göre her iki aylığın peşin sermaye değeri arasındaki farkın, ilgilinin olaydan kaynaklanan yararı/zararı olduğu kabul edilecektir. Bu fark hesaplanırken, yukarıda belirtildiği üzere, adi malüllük aylığı bağlanması koşullarına sahip olan ilgililer yönünden vazife malüllüğü aylığının tamamının değil, vazife malüllüğü aylığının, adi malüllük aylığını aşan kısmının ve yarar olarak kabul edilen diğer ödemelerin peşin sermaye değerinin yapılacak hesaplamada dikkate alınacağı açıktır.
Öte yandan, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 6. maddesinde, bu Yasa hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminatın, uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığı olduğu; yargı mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı idarelerin ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu Yasa hükümleri uyarınca ödenen nakdi tazminatın göz önünde tutulacağı hükme bağlanmış olup; ilgililere ödenen nakdi tazminatın da olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde olduğu ve hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak düşülmesi gerektiği hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Esasen, aktarılan yöndeki hesaplama, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine de uygun bulunmaktadır. Zira, ilgililere ödedikleri prim karşılığı bağlanacak adi malullük aylıkları, “rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri” kapsamında yer almakta iken; adi malüllük aylığını aşan vazife maluliyetine ilişkin tutarlar ile ek ödeme diğer yardımlar sosyal güvenlik kuruluşunca Hazineden tahsil edilmekle, “rücu edilen sosyal güvenlik ödemeleri”ni oluşturmaktadır.
Yine, nakdi tazminat ödemeleri, ilgilinin olay nedeniyle uğradığı zararı Yasada öngörülen sınırlar çerçevesinde kısmen dahi olsa karşılamayı amaçladığından, “ifa amacını taşıyan ödemeler” kapsamında yer almakta; buna karşılık, sosyal yardım sandıklarından yapılan ödemeler ise, “ifa amacını taşımayan ödemeler” niteliğinde bulunmaktadır.
Böylelikle, vazife malullüğü aylığının adi malullük aylığını aşan tutarı ile nakdi tazminat yarar olarak kabul edilirken, adi malullük aylığı ile sosyal yardımlar yarar hesabına dahil edilmemektedir.
Dosyanın incelenmesinden; İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacılara ödenen nakdi tazminat miktarı zarar miktarından düşülürken, anılan tazminatın güncel değerinin hesaplanmadığı, davacılardan kız çocuğunun destek süresinin 22 yaşında; erkek çocuğunun destek süresinin 18 yaşında sona ereceği kabul edilerek hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla:
1- Mahkemece öncelikle, aktif ve pasif dönem zararları hesabında kullanılacak veriler davalı idareden (davacılar yakınının yasal emeklilik yaşı; davacılar yakınının emsali olan polis memurunun davacılara vazife malüllüğü aylığı bağlandığı tarihten hesap bilirkişisi raporunun düzenleneceği tarihe kadar almış olduğu görev aylıklarının aylar itibarıyla gösteren döküm) ve Sosyal Güvenlik Kurumundan (aktif ve pasif dönem adi, vazife ve emeklilik aylıklarının işlemiş aktif dönemdeki tutarları, işleyecek aktif dönem ile pasif dönemde ise peşin sermaye değerleri) sorularak gelen cevap ile eki bilgi ve belgeler dikkate alınarak yukarıda aktarılan ilkeler çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumunca, yukarıda istenilen şekilde adi, vazife ve emeklilik aylıklarının peşin sermaye değerlerinin bildirilememesi halinde, bu aylıkların peşin sermaye değerinin kararda belirlenen ilkeler çerçevesinde bilirkişice hesaplanacağı açıktır.
2- Aktif dönem gelir hesabında, 5434 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca, davacılar yakınının öğrenim durumu itibarıyla görevde yükselme olanağı yok ise 55 yaşın; var ise yükselebileceği rütbeye ilişkin anılan Yasa maddesinde düzenlenen emeklilik yaşının dikkate alınması gerekmektedir.
3 – Davacılara 2330 sayılı Yasa hükümleri uyarınca ödenen nakdi tazminatın yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki güncel değeri hesaplanarak hesaplan zarardan düşülmesi gerekmektedir.
4- Ayrıca, davacılar yakının kamu görevlisi olup, geliri maaş katsayısına bağlı olarak belirli dönemlerde artmaktadır. Zararının tespitinde, yeniden düzenlenecek rapor tarihine kadar, gelirde meydana gelen artışların dikkate alınması gerekir. Başka bir ifadeyle, davanın görülmesi sırasında maaşında bir artış meydana gelmiş ise, bu yeni maaşa göre hesaplama yapılmalıdır.
5-Yüksek öğrenim göreceği kabul edilen davacı küçüklerin, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (10) numaralı bendine göre, genel sağlık sigortalısının yüksek öğrenim gören çocuklarının, 25 yaşını doldurduğu tarihe kadar genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler kapsamında olduğu gözetilerek, destek zararının bu yaşa göre yeniden hesaplanması gerekmektedir.
6- Olayda, davacılar yakınının ölümüne neden olan otomobilin zorunlu trafik sigortası kapsamında sigorta şirketince davacılara ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması; ödeme yapılmış ise, söz konusu ödemenin olay nedeniyle sağlanan yarar olduğunun kabul edilmesi ve bu meblağın yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki güncel değeri bulunarak hesaplanan maddi zarar tutarından düşülmesi gerekmektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Davacıların, mahkeme kararının manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin bölümüne yönelik temyiz istemleri:
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ısdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, manevi tatmin sağlayacak bir miktarda olması gerekmektedir.
Olayın oluş şekli ve niteliği dikkate alındığında, Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının, olay nedeniyle duyulan elem ve üzüntüyü kısmen de olsa giderecek tutarda olmadığı görüldüğünden, kararın manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin bölümünde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Kararın nisbi karar harcı nedeniyle yargılama giderleri bakımından incelenmesi:
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 2 nci maddesinde, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu; 11 inci maddesinde, genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu; 15 nci maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev’i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16 ncı maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; 21 inci maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; 28 inci maddesinde ise, (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanunun, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (Binde 54) oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.
Aktarılan Kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç ve posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 54 oranında hesaplanacak nispi karar harcının ise, tümüyle haksız çıkan tarafa, başka bir deyişle davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, İdare Mahkemesince, nispi harç dahil tüm yargılama giderlerine haklılık oranı uygulanması suretiyle hüküm kurulmasında hukuki isabet görülmemektedir.
İdare Mahkemesi kararının, davacı aleyhine hükmedilen avukatlık ücreti yönünden incelenmesi;
Bir tam yargı davası sonucunda, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuru sonucunda verilen Anayasa Mahkemesinin 7/11/2013 tarih ve B. No:2012/791 numaralı kararında konuya ilişkin temel ilkeler ortaya konulmuştur.
Buna göre, “Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin (1) numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkı…” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.
Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir. …… Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe, ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede, davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir.
Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.
Ancak, yukarıda ifade edildiği üzere, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gereklidir.” denilmektedir.
Bu durumda, 4353 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıran 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ya da avukatlar tarafından idarelerin vekili sıfatıyla yürütülen davaların idareler lehine neticelenmiş olması halinde, idareler lehine vekalet ücreti takdir edilecek olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesinin 7.11.2013 tarihli, 2012/791 başvuru numaralı kararındaki yorum ve ilkeler dikkate alındığında, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca idareler lehine vekalet ücreti takdirinin, ancak bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği 2.11.2011 tarihinden sonra açılan davalarda söz konusu olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla davalı idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen reddi ile, Ankara 9. İdare Mahkemesinin 31/5/2012 tarih ve E:2010/2605, K:2012/779 sayılı kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin bölümünün ONANMASINA; davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü, davacıların temyiz isteminin kabulü ile, anılan kararın, maddi tazminata ilişkin kısmının, manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısmının, yargılama giderlerine ilişkin kısmı ile davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA, dosyanın bozulan kısımları için yeniden bir karar verilmek üzere adı geçen İdare Mahkemesine gönderilmesine, 20.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.