Türkiye’de sosyal medya platformu Instagram’ın yasaklanması, sadece bireysel hak ve özgürlükler açısından değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin itibarına yönelik de ciddi bir darbe olarak değerlendirilmektedir. Bu tür bir yasağın kaldırılacağı kesindir, ancak bu süreçte oluşan itibar kaybı, devletin hukuki ve demokratik normlara ne kadar bağlı kaldığı konusundaki endişeleri artırmaktadır. Olası bazı göstermelik iyileştirmeler yapılabileceği söylense de, esas sorun, devletin bu tür durumlara ciddiyetle yaklaşmamasıdır. Bu da, devletin itibarını zedelemektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde belirtildiği üzere, Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu temel ilkenin korunması, devletin itibarını ve vatandaşlarına olan güveni güçlendirmek için hayati önem taşır. Devletin temel amaç ve görevleri arasında, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde sınırlayan engelleri ortadan kaldırmak yer alır (Anayasa Madde 5). Sosyal medya kullanımı ise, bu hak ve özgürlüklerin en temel parçalarından biridir.
Anayasa’nın 12. maddesi, herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu belirtir. Bu haklar, ancak Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve kanunla sınırlanabilir (Anayasa Madde 13). Ayrıca, bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması gerekmektedir. Sosyal medya kullanımının yasaklanması, iletişim özgürlüğünü ciddi şekilde ihlal eden bir durumdur ve bu nedenle anayasaya aykırıdır.
Bu noktada, kanunla düzenlenmesi gereken bir durumun idari işlemle yasaklanması da hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir” hükmü, devletin keyfi uygulamalardan kaçınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, Instagram gibi bir platforma erişimin engellenmesi, ancak yasal düzenlemelerle yapılabilir; aksi halde bu tür bir işlem, hukuki temelden yoksun kalacaktır.
Instagram’a erişim engeli, basın ve ifade özgürlüğünün yanı sıra, iletişim ve bilgiye erişim özgürlüklerini de ihlal etmektedir. Türkiye’de yaklaşık 57 milyon insanın herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin temel hakları ölçüsüz bir şekilde ihlal edilmiştir. Sosyal medya platformları üzerinden ticaret yapan küçük işletmelerin, bu yasağın bir sonucu olarak ciddi ekonomik kayıplara uğradığı da unutulmamalıdır. Elektronik Ticaret İşletmeleri Derneği’ne göre, günlük ticaret hacmi yaklaşık 2 milyar lira iken, bu yasağın günlük 400 milyon lira katma değer vergisi kaybına yol açacağı belirtilmektedir. Bu durum, sadece bireysel hakları değil, aynı zamanda ekonomik dengeyi de olumsuz etkilemektedir.
Bir hukuk devletinin temel nitelikleri ve anayasal demokrasi gereği, bu tür bir yasaktan geri dönüleceği neredeyse kesindir. Ancak, devletin hukuk devleti niteliğinin daha fazla yıpratılmaması ve kamuoyunda oluşan güvensizliğin giderilmesi için, bu tür kararların hızla ve samimi bir şekilde geri alınması gerekmektedir. Böylelikle, devletin itibarını korumak ve vatandaşların devlete olan güvenini yeniden tesis etmek mümkün olacaktır.
Sonuç olarak, Instagram’ın yasaklanması, Türkiye’nin demokratik ve hukuki değerleriyle çelişen bir durum olup, devletin itibarı üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir. Bu tür hataların tekrarlanmaması ve devletin, anayasal hakları koruma konusunda daha titiz ve hızlı adımlar atması, ülkenin hem iç hem de dış itibarını korumak adına hayati öneme sahiptir.